|
Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem
malî ve hem de bedenî bir ibadettir. Hac, kelime
olarak, "yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir
yeri çokça ziyaret etmek" anlamlarına gelir. Dini
bir terim olarak hac, "Belirli bir zamanda usulüne
uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe
yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer
bazı dini görevleri yerine getirmek" suretiyle
yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine
getirene hacı denir. Hac, hicretin IX. yılında farz
kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve
Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar
görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de,
"Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri
insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır."(1)
buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel
esas üzerine kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan başka
ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi
olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek,
Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”(2)
buyurmaktadır. Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e
kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize,
Hz.İbrahim’in haccından, insanları hacca
çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe’nin
ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.
Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana,
ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz
olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce
yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir
takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine
getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun
değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra
bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine
bedel (vekil) göndermek zorunda kalır. Bir kimsenin
hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; müslüman,
akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için
yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine
getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu
şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz.
Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda
etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı olması,
tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir
engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması
şarttır. Ayrıca boşanma veya ölüm iddeti beklemekte
olan kadının, beklemesi gereken süreyi tamamlamış
olması lazımdır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya
da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile,
yaşlılar, tutuklular, yurtdışına çıkışları
yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan
kadınlar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile
yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları
oluştuğu takdirde bizzat haccederler.
Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan
hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine
getirildiği zaman, müslümanı günahlarından
arındırır, onun Allah katındaki derecesini
yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi
ahlâken olgunlaştırır. Gücü yetenlerin farz olarak
ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin
fazileti gerçekten büyüktür. “Kim Allah için
hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve
günahlara sapmazsa – kul hakları hariç - annesinin
onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak
döner”(3) hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli
bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter. Bununla
birlikte haccın fazileti konusunda birkaç hadis-i
şerif daha zikretmek yararlı olacaktır. Peygamber
Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur: "Makbul haccın
karşılığı Cennetten başka bir şey değildir. Umre de
diğer bir umre ile arasındaki günahları siler."(4)
Amellerin hangisi daha faziletlidir? şeklindeki bir
soruya Peygamberimiz: "Allah ve Rasûlüne iman"
şeklinde cevap vermiş; sonra hangisi ? diye
sorulunca; "Allah yolunda cihad" buyurmuş, sonra
hangisi? denince; "Makbul hac" diye cevap
vermiştir.(5) Hacceden kimselerin Allah katındaki
değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların
içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez.
Peygamber Efendimiz; "Haccedenler ve umre yapanlar
Allah’ın misafirleridir. Kendisine dua ederlerse,
dualarını kabul eder, Bağışlanma dilerlerse onları
bağışlar"(6) buyurmaktadır. Konuyla ilgili bir diğer
hadis-i şerif de şöyledir: "Hac ve umreyi art arda
yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve
gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları
yok eder."(7) Bir hadis-i şerifte de hac ve umre
normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılmayan
yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı
olarak nitelendirilmiştir(8) ki, bu da haccın ne
derece faziletli bir ibadet olduğunu göstermektedir.
Yüce Allah’ın kullarını en çok affettiği gün olan
Arafe gününde(9) saçı başı dağılmış, toza toprağa
belenmiş bir vaziyette el açıp Allah’a yalvaran
kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Önemli olan
böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine
getirerek onun faziletinden yararlanmaktır.
Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanların dünya ve
ahiret hayatı için pek çok hikmetler vardır. Bu
şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok hikmetleri
bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle
sıralanabilir: Her insan yaratılışı gereği Yüce
Allah’a karşı kulluğunu ortaya koymak
ihtiyacındadır. Hac, kula, en belirgin bir şekilde
Yüce Allah karşısında aczini ortaya koyma, kulluğunu
ifade etme ve onun verdiği nimetlere şükretme imkanı
veren bir ibadettir. Çünkü hacı, mal, mülk, makam ve
mevki gibi dünyevi unsurlardan sıyrılarak Allah’a
yönelir. Sonsuz güç ve kudret sahibinin karşısında
teslimiyetini ve bağlılığını ifade eder. Bu durum
kendisine Allah’a kul olma zevkini tattırır. Hac;
renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı
gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri taşıyan
milyonlarca müslümanı bir araya getirerek eşitlik ve
kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturur. Bu,
lafta kalan kuru bir iddiadan ibaret değildir.
Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsüyle, güçsüzüyle bütün
hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı mahrumiyetleri
yaşayarak, aynı güçlüklere katlanarak, aynı
şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik ve
kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden
bir zenginle geçimini zor karşılayan bir fakire aynı
kıyafet içinde Arafat’ta beraberce el açıp dua
ettiren ve Kâbe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren
hac ibadeti, insanlara makam, mevki, mal mülkle
böbürlenmemeyi, İslâm kardeşliği içinde tanışıp
kaynaşmayı ve mahşeri unutmamayı öğretir. İslâm
Dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz.
Peygamber ve Ashabının bin bir güçlük ve sıkıntılar
içinde mücadeleler verdiği ve Hz. Adem’den beri bazı
peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları
görmek, müminlerin dini duygularını güçlendirir,
İslâm’a bağlılıklarını artırır. Dünyanın dört bir
tarafından gelen, renkleri, dilleri, ülkeleri ve
kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı
binlerce müslümanın birbirleriyle kaynaşması ve
görüşmesi sağlanmış olur. Bu durum müslümanların
birbiriyle irtibat kurmalarına, birbirlerinin
dertlerinden haberdar olmalarına ve hatta ticari
bağlantılar kurmalarına imkan sağlar. Hac ibadetiyle
müslüman, Yüce Allah’ın kendisine lütfettiği sağlık,
yetenek, mal ve mülk gibi dünyevi nimetlerin şükrünü
eda etmiş olur. Hac yapan müslümanlar sabır,
tahammül, sıkıntılara katlanma, güçlüklere göğüs
gerebilme, büyük kalabalıklarla aynı anda hareket
ederek aynı şeyleri yapabilme, yardımlaşma,
dayanışma ve belli kurallara adapte olabilme... gibi
ahlaki özelliklerini geliştirirler. Hac,
müslümanlarda ömür boyu silinmeyecek derin hatıralar
bırakır. Bu hatıralar; müminin hacdan sonraki
yaşamında istikametini kaybetmemesine hizmet eder.
Hac, müminin hayatında adeta bir dönüm noktası
oluşturur. Arafat gibi mahşerin örneğini oluşturan
bir yerde Allah’a el açıp yalvaran ve günahlarından
sıyrılan bir müslüman bir daha kolay kolay eski
işlediği günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac,
günahkar müslümanlar için bir arındırma ve
iyileştirme işlemi görür. Hac sayesinde müslümanlar
arasında güzel etkileşimler meydana gelir. Müminler
birbirlerinden güzel hasletler alırlar. Fikirlerinde
müspet anlamda önemli değişmeler olur. İnsanları
birbirinden uzaklaştıran ırkçılık gibi olumsuz
düşüncelerin törpülenmesi sağlanır. Kısaca haccın,
başka ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok
hikmetleri, ahlâkî, sosyal, ekonomik ve psikolojik
yararları vardır. Yukarıda yalnızca bunlardan
bazıları zikredilebilmiştir.
Umre, belirli bir vakte bağlı olmaksızın usulüne göre ihrama
girdikten sonra, tavaf ederek Kâbe’yi ziyaret etmek
ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek
suretiyle yapılan ibadettir. Hacca "Hacc-ı Ekber"
(büyük hac) , umreye de "Hacc-ı Asgar" (küçük hac)
denir.(10)
Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde
alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar
için kurulan ilk binadır. Allah'ın emriyle Hz.
İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Mekke'de
yapılmıştır.(11) 1. Kâbe Haccın sebebi ve namazlarda
kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde alemlere bereket
ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk
binadır. Allah’ın emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz.
İsmail tarafından Mekke’de yapılmıştır.(11) "Mescid-i
Haram" denilen mabedin ortasında bulunan Kâbe,
kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03;
güneybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve
yüksekliği 13 m olan 145 m2 alan üzerine kurulmuş
taş bir binadır. Üzeri siyah bir örtü ile örtülüdür.
Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.
Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü
gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır.
Doğu köşesine "Hacer-i Esved" veya "Şarki", kuzey
köşesine "Irakî", batı köşesine "Şâmî" ve güney
köşesine de "Yemânî" denir. Şekil-1 Kâbe ölçüleri ve
köşeleri "Hacer-i Esved", Kâbe’nin doğu köşesinde
yerden 1.5 m yükseklikte bulunmaktadır. "Hacer-i
Esved" siyah taş demektir. Hz. İbrahim tarafından
tavafa başlanacak yere işaret olmak üzere
konulmuştur. Başlangıçta çevresi 18-19 cm olan bu
taş, çeşitli yıkımlar sebebiyle birkaç defa
kırılmıştır. Şimdi, ilk olarak konulduğu köşede,
gümüş muhafazalı kurşun içine gömülü yedi parça
halinde bulunmaktadır. Kâbe’nin, kuzeydoğu duvarında
(Hacer-i Esved ile Irakî köşeleri arasında) Hacer-i
Esved köşesine yakın ve yerden 1.97 m kadar
yükseklikte bulunan altın kaplı bir kapısı vardır.
Kapı 1.8 x 3.5 m boyutlarındadır. Kapı ile Hacer-i
Esved köşesi arasında kalan bölüme "Mültezem" denir.
Kâbe’nin kuzeybatı duvarının (Irakî ile Şamî
köşelerinin) karşısında, yerden 1.25 m yükseklikte
yarım daire şeklinde bir duvar bulunur. Bu duvara
"Hatim" denir. Tavaf bu duvarın dışından yapılır. Bu
duvar ile Kâbe arasında kalan boşluğa da "Hicr-i
Kâbe", "Hicr-i İsmail" veya "Hatîra" denir. Bu
boşlukta Kâbe’ye yönelerek namaz kılınabilir, dua
edilebilir. Ancak Kâbe’ye yönelindiği gibi buraya
yönelip namaz kılınmaz. Kâbe’nin "Hatîm"’e bakan
duvarının üst ortasında altından yapılmış bir oluk
bulunmaktadır. Halk arasında "Altın Oluk" diye
bilinen bu oluğa "Mizab-ı Kâbe" denir.
Mescid-i Haram", Mekke’de ortasında Kâbe’nin bulunduğu büyük bir
mabettir. Buna "Harem-i Şerif" de denir. Mescid-i
Haram, Hz. Peygamber döneminde, Kâbe’nin etrafındaki
küçük bir alandan ibaret iken ilk olarak Hz. Ömer
tarafından genişletilmiş ve etrafı bir duvarla
çevrilmiştir. Daha sonraları Mescid-i Haram günümüze
kadar pek çok defa genişletilmiştir. Bugün Mescid-i
Haram, yüz binlerce insanın içinde ibadet
edebileceği genişlikte bir alana sahiptir. Resim-1
Bugünkü Mescid-i Haram’dan bir görünüş Mescid-i
Haram’ın içinde, Kâbe’den başka "Makam-ı İbrahim" ve
"Zemzem" kuyusu bulunmaktadır. "Makam-ı İbrahim",
yaygın görüşe göre, Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa
ederken iskele olarak kullandığı ya da insanları
hacca çağırırken üzerine çıktığı taşın bulunduğu
yerdir. Burası "Kâbe Kapısı" nın bulunduğu duvarın
karşısında Kâbe’ye yakın bir yerde bulunmaktadır.
"Zemzem", Allah’ın Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’e
ihsan ettiği suyun adıdır. Zemzem suyunun ortaya
çıkışı şöyle olmuştur: Hz. İbrahim, Allah’ın emriyle
eşi Hacer ve süt emmekte olan oğlu İsmail’i zemzemin
bugünkü yerinde bulunan büyük bir ağacın altına
yerleştirmişti. O sırada Kâbe yapılmamış ve Mekke
şehri kurulmamıştı. Etrafta ne bir insan, ne su, ne
de bir hayat belirtisi vardı. Bu şartlar altında
yaşamaya devam eden Hacer, nihayet su ve yiyeceği
bitince çaresiz kalmış, bir can yoldaşı görebilmek
ve birkaç yudum su bulabilmek umuduyla önce "Safa
Tepesi" ne, sonra da "Merve Tepesi" ne çıkmış ve
bunu yedi defa tekrarlamış.(12) Merve Tepesi’ne son
gelişinde oğlunu bıraktığı taraftan bir ses duymuş.
Oğlunun yanına geldiğinde orada Cebrâil tarafından
zemzem suyunun çıkarılmış olduğunu görmüş.
Yeryüzündeki suların en üstünü olan "Zemzem", halen
Kâbe’nin 20 m. kadar doğusunda, "Makam-ı İbrahim" e
yakın bir yerde bulunan kuyudan çıkmaktadır. Bu kuyu
tavaf alanının altındadır. Kuyuya biri bayanlara
diğeri erkeklere ait olmak üzere iki ayrı yerden
merdivenlerle inilmektedir. Zemzem suyu, içildiği
gibi abdest ve gusülde de kullanılabilir. Hz.
Peygamber zemzem hakkında şöyle buyurmuştur: "Zemzem
hangi niyet için içilirse o niyet içindir."(13) Bu
itibarla zemzem içerken dilek ve niyeti belirterek
içmek uygundur. Zemzem içerken, "Allah’ım! Senden
yararlı ilim, bol rızık ve her türlü dert için şifa
istiyorum." diye dua edilir. Mescid-i Haram,
yeryüzündeki tüm mescidlerden üstündür. Burada
kılınan namaz da diğer mescidlerde kılınan
namazlardan fazilet bakımından kat kat üstündür.(14)
Şekil-2 Kâbe Şekil-3 Mescid-i Haram, Kâbe, Safa ve
Merve tepelerinin üstten görünüşü
Farz olarak ömürde bir defa yerine getirilmekte olan hac,
günahlardan arınmak için önemli bir fırsattır. Bu
fırsattan gereği gibi yararlanmak için hacca ruhen
ve bedenen çok iyi hazırlanmak gerekir. Ruhi
hazırlıkların başında ihlâslı olmak gelir. Çünkü
ihlâs amellerin özüdür. Allah’ın rızası ihlâs ile
kazanılır. İhlâssız olarak yapılacak bir hac, her ne
kadar kişiyi hac yükümlülüğünden kurtarsa da,
kendisinden beklenen yararları sağlayamaz. Hz
Peygamber; "Şüphesiz, Allah sadece kendisi için ve
sırf kendisinin rızası gözetilerek yapılan amelleri
kabul eder."(15) buyurmaktadır. Bu sebeple hacca
gitmeye karar veren müslüman, kesinlikle
gösterişten, hac ibadeti vasıtasıyla bir takım
kimselerin yanında itibar kazanma ya da övülme gibi
kaygılardan uzak kalmalıdır. Bütün varlığı ile
Allah’ın rızasını kazanmaya yönelmelidir. Hacı
adayı, yaşantısındaki İslâm’a aykırı unsurlardan
kurtulmaya ve bunlara hayatında asla yer vermemeye
içtenlikle azmetmelidir. Çünkü insanı, annesinden
doğduğu günkü gibi günahlardan arındıran bir
ibadetle haramlardan sıyrılamayan bir müslümanın
başka türlü bunlardan kurtulması çok zordur. Bu
itibarla hacı adayı, yaşamına çeki düzen vermeli,
İslâm’a aykırı unsurlardan arınma gayreti içine
girmelidir. Böyle bir gayret içine girene Allah
mutlaka yardım edecektir. Hacı adayı, yola çıkmadan
önce akraba, komşu, eş ve dostlarını ziyaret
etmelidir. Üzerinde hakkı olanlar varsa mutlaka
onların haklarını ödemeli, küs olanlarla
barışmalıdır. Kısaca kutsal topraklarda düşüncesini
olumsuz yönde meşgul ve iç dünyasını rahatsız edecek
durumlardan sıyrılmalıdır. Hac yapmaya karar veren
müslüman, bir taraftan böyle iç dünyasında hacca
hazırlanırken diğer taraftan, bu önemli ibadeti
eksiksiz yapabilmek için hacla ilgili gerekli
bilgileri öğrenmeye gayret etmelidir. Müftülüklerce
düzenlenen hac, sağlık ve yolculukla ilgili her
türlü bilgilerin verildiği Hacı Adayları Eğitim
Seminerlerine mutlaka katılmalıdır. Hacla ilgili
olarak kendisine sunulan kitap, broşür ve benzeri
yayınları dikkatle okumalıdır. Diyanet İşleri
Başkanlığınca verilmekte olan malzemelerin yanında,
ihram, terlik, havlu ve iç çamaşır, gibi ihtiyaçları
da temin etmelidir. Hac süresi boyunca yeme içme
ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeteri kadar döviz
satın almalıdır. İlerde mağdur olmamak için
dövizlerin sahte olup olmadığının kontrollerini
mutlaka yaptırmalıdır. Bazı hacı adayları gereksiz
yere fazla miktarda ve çoğu zaman iklim şartlarına
dayanamayacak ve çabuk bozulacak gıda maddeleri
götürmektedir. Bu da, gümrük kontrollerinde ve
intikallerde sıkıntılara neden olmaktadır. Esasen
böyle bir şeye hiç gerek yoktur. Çünkü Mekke ve
Medine’de istenilen her türlü gıda ve ihtiyaç
maddesi bulunmaktadır. Buradan gıda maddesi satın
alıp götürmektense, parasını götürüp orada satın
almak daha uygun olur. Zira paranın taşınması daha
kolaydır.
Bilindiği gibi hac yolculuğu hava yoluyla
yapılmaktadır. Uçuş programları, hacılarımızın bir
kısmı önce Medine, bir kısmı da Mekke’ye gidecek
şekilde planlanır. Uçuşlar ülkemizin çeşitli
noktalarından gerçekleştirilir. Hacılarımızı taşıyan
uçaklar çoğunlukla Cidde Havalimanına iner. Medine
Havalimanına inen uçaklar da vardır. Ancak bunlar az
sayıda ve Suud Hava Yollarına ait uçaklardır. Hac
yolculuğu uzun ve kendine özgü zorlukları olan bir
yolculuktur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca, hac
farizasını yerine getirmek üzere Suudi Arabistan’a
gidecek hacılarımızın bu yolculuklarını her çeşit
çıkardan uzak, sağlık ve güvenlik şartları içinde
yapmalarını sağlamak için, her türlü tedbirler
alınmaktadır. Ancak seyahat esnasında sıkıntılarla
karşılaşmamaları için hacı adaylarımızın dikkat
etmesi gereken hususlar vardır. Her hacı adayının
bunlara uyması önem arz etmektedir. Hacı adayının
yolculuğa başlarken dikkate alması gereken hususlar
şöyle sıralanabilir: Hacı adayı, her şeyden önce hac
yolculuğunun, ticari ya da turistik bir seyahat
değil, bir ibadet yolculuğu olduğunu, bu yolda
atılan her adımın, çekilen her sıkıntının, bir
taraftan kendisine sevap kazandırırken diğer
taraftan günahlarını eriteceğini hiçbir zaman
aklından çıkarmamalıdır. Bütün varlığıyla bu kutsal
yolculuğu en iyi şekilde değerlendirmeye
yoğunlaşmalıdır. Kafileye katıldıktan sonra kafile
başkanı ve din görevlilerinin talimat ve uyarıları
doğrultusunda hareket edilmelidir. Kafilenin düzen
ve disiplini için bu çok önemlidir. Diyanet İşleri
Başkanlığı’nca giyilmesi ön görülen kıyafetler
giyilmeli, doğru olarak doldurulmuş olan sağlık
künyesi ile Hacı Kimlik Kartı boyuna takılı
olmalıdır. Bunların hac sezonu boyunca da devamlı
olarak takılı kalması gerekmektedir. Sürekli ilaç
kullananlar, beraberlerinde götürmek zorunda
oldukları ilaçlar için rapor almalı ve bu rapor
yanlarında bulunmalıdır. Menenjit aşısı yapıldığına
dair aşı kartlarının da yine hacı adayının üzerinde
olması gerekir. Kendisine özgü, dikkat edilmesi
gereken bir durumu olanlar, bunu kafile
görevlilerine çekinmeden söylemelidirler. Hatta bu
konuda yakın arkadaşlarını da bilgilendirmelidirler.
Eşyaların üzerine kime ait olduğunu gösteren etiket
yapıştırılmalıdır. Eşyalar otobüse verilirken ya da
otobüsten indirilirken herkes kendisine ait olan
eşyayı vermeli veya indirmelidir. Ayrıca eşyaların
otobüse verilip verilmediğine dikkat edilmelidir.
Havalimanlarında görevli Başkanlık personelinin
uyarı ve talimatları dikkate alınmalıdır. Bagajlar
bizzat sahipleri tarafından ilgililere teslim
edilmeli ve alınacak bagaj fişleri korunmalıdır.
İçinde ne olduğu bilinmeyen başkasına ait bir eşya
Suudi Arabistan’a götürülmek üzere kabul
edilmemelidir. Uçağa binerken, Cidde ya da Medine
Havalimanlarında giriş işlemleri yapılırken
pasaportun hacı adayının elinde olması gerekir. Bu
durumda hacı adayı pasaportunu itina ile muhafaza
etmeli, onu istendiğinde kolayca çıkarabilmesi için
kendisine verilen pasaport çantasına koymalıdır.
Aynı durum ülkeye dönerken de söz konusudur. Gümrük
kontrollerinde, başkalarına ait eşyalar
sahiplenilmemelidir. Kısaca, bir ibadet seyahati
olan hac yolculuğunun kendine has sıkıntıları
vardır. Bu itibarla sabırlı olmalı, kalp kırmamaya,
kimseyi incitmemeye çalışmalı, vicdanını rahatsız
edecek tavır ve hareketlerden uzak durmalıdır. Her
an bir grup ve kafile içinde olduğunu unutmayarak
beşeri münasebet, adap ve görgü kurallarına riayet
etmelidir.
Asli vatanından, dinen sefer sayılacak uzaklıkta bir yere gitmek
üzere yola çıkan bir kimse yolculuk esnasında dört
rek’atlı farzları ikişer rek’at olarak kılar.
Gittiği yerde 15 günden az kalacaksa aynı şekilde
dört rek’atlı farzları ikişer rek’at olarak kılar.
Gittiği yerde 15 gün veya daha fazla kalmaya karar
verirse, namazlarını tam kılar. Buna göre, Arafat’a
çıkmadan önce Mekke’de kesintisiz en az 15 gün veya
daha fazla kalanlar, mukim sayıldıklarından, gerek
Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de, gerek Arafat, Mina
ve Müzdelife’de ve gerekse Arafat dönüşü Mekke’de
kaldıkları süre içinde namazlarını tam olarak
kılarlar. Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de 15 günden
az kalanlar, misafir sayıldıklarından gerek Arafat’a
çıkmadan önce Mekke’de, gerek Arafat, Müzdelife ve
Mina’da namazlarını seferi olarak kılarlar.
Arafat’tan döndükten sonra Mekke’de 15 gün veya daha
fazla kalacak olanlar ise bu süre zarfında
namazlarını tam olarak kılarlar. Uygulamada Medine
ziyareti 15 günden az olduğundan Medine’de namazlar
seferî olarak kılınır. Seferî olup da oralarda mukim
olan imamlara uyarak namazlarını kılanlar, imamla
birlikte namazlarını tam olarak kılarlar.
Hac, hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir
ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime göre Şevval ve
Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür.
Hac, bu aylar içinde umresiz de yapılabilir, umre
ile birlikte de yapılabilir. Haccın umresiz ya da
umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri
denir. Haccın eda şekli üçtür:
1- İfrad haccı,
2- Temettu haccı,
3- Kıran haccı.
İfrad Haccı :
İfrad haccı, umresiz yapılan hacdır. Aynı yılın hac ayları
içinde, hacdan önce umre yapmaksızın hac niyetiyle
ihrama girilir ve yalnızca hac yapılırsa ifrad haccı
yapılmış olur.
Temettu Haccı :
Temettu haccı, aynı yılın hac ayları içinde önce umre yapıp
ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama
girerek yapılan hacdır. Temettu haccı yapacak
olanlar, mikat sınırında veya daha önce umreye niyet
ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra
ihramdan çıkarlar. Daha sonra zamanı gelince hac
için ihrama girerler. Haclarını eda ettikten sonra
ihramdan çıkarlar.
Kıran haccı, aynı yılın hac ayları içinde umre ve hacca birlikte
niyet ederek ikisini aynı ihramla yapmaktır. Kıran
haccı yapacak olanlar mikat sınırında veya daha önce
umre ve haccın her ikisine birden niyet ederek
ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan
çıkmazlar, aynı ihramla haccı da eda eder, sonra
ihramdan çıkarlar. Kıran ve temettu haccı yapanların
şükür kurbanı kesmeleri vaciptir. İfrad haccı
yapanların şükür kurbanı kesmesi gerekmez
Haccın Yapışı :
Ülkemizden giden hacılar, değişik iklim şartlarında uzun süre
ihramda kalmanın doğurduğu zorlukları dikkate alarak
genellikle "temettu haccı" yapmayı tercih ederler.
Biz de bu durumu göz önünde bulundurarak haccın
yapılışını anlatırken, haccın eda şekillerinden "Temettu
haccı" nı esas alacağız. Haccın diğer eda
şekillerine ise, Temettu haccı ile bunların
arasındaki farkları belirterek yetineceğiz. Şimdi "Temettu
haccı" nın nasıl yapılacağını anlatalım:
Hacc yapacak bir kimsenin
ilk işi ihrama girmektir. İhrama girmek haccın
şartıdır. İhrama girmeden hac yapılamaz.
Haccın şartlarından biri olarak ihram, hac ya da umre yapmaya
niyet eden kişinin, başka zamanlarda işlemesi mübah
olan bazı fiil ve davranışları, belirli bir süre
kendisine haram kılması, yasaklamasıdır. Buna
"ihrama girme" de denir. İhrama girmiş olmanın
gereklerinden biri olarak bürünülen havlu ve benzeri
türden dikişsiz kıyafete de halk arasında ihram
denmektedir. Ancak "ihram" bu değildir. Usulüne göre
ihrama girilmediği sürece söz konusu bu örtülere
bürünmekle ihrama girilmiş olunmaz.
İhrama, "Niyet" ve "Telbiye" ile
girilir. "Niyet" ve "Telbiye" ihramın rükünleridir.
Bunlar olmadan ihrama girme gerçekleşmez.
a- Niyet "Niyet", yapılacak haccın
şeklini kalben belirlemektir. Ayrıca lisanen
söylenmesi müstehaptır. Burada temettu haccının
yapılışı esas alındığına göre niyet umre için
yapılacaktır. Şöyle niyet edilir: "Allah’ım umre
yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle"
b- Telbiye (Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike
leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l
mülk lâ şerike lek) demektir. "Allah’ım! Davetine
icabet ediyorum. Emrine boyun eğiyorum. Bütün
varlığımla sana teslim oldum. Senin hiçbir ortağın
yoktur. Tekrar tekrar davetine icabet ediyorum.
Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet senindir mülk de
senin... Senin hiçbir ortağın yoktur." Böylece niyet
edilip telbiye söylenince ihrama girilmiş olur.
Ancak ihrama girmeden önce, sünnet ya da müstehap
olarak yapılması gereken hususlar vardır. İhrama
girerken bunlara da riayet edilmelidir.
Buna göre: İhrama girmek isteyen kimse, ön hazırlık olarak
tırnaklarını keser. Gerekiyorsa koltuk altı ve kasık
kıllarını temizler, saç ve sakal traşı olup
bıyıklarını düzeltir. Mümkünse gusleder. Bu gusül
temizlik amacıyla yapıldığı için özel durumda olan
bayanlar da guslederler. Gusül mümkün olmadığında
abdest alır. Varsa güzel koku sürünür. Giymekte
olduğu normal giysilerini ve iç çamaşırlarını (atlet
ve kilotunu) çıkarıp, sadece "izar" ve "rida"(16)
denilen iki parça ihram örtüsüne sarınır. Başını
açar, çoraplarını ve ayakkabılarını çıkarır. Terlik
ve benzeri şeyler giyer. Bayanlar normal
kıyafetlerini değiştirmezler. Bundan sonra, kerâhat
vakti değilse iki rek’at "ihram namazı"(17) kılar.
Namazdan sonra yukarıda belirtildiği şekilde niyet
eder. Arkasından da yüksek sesle telbiye söyler.
Bayanlar telbiye söylerken seslerini yükseltmezler.
Niyet ve telbiye’nin yapılmasıyla ihrama girilmiş ve
"ihram yasakları" başlamış olur. İhrama giren
kimseye, ihramlı olduğu sürece "muhrim" denir.
İhrama girme konusunda kadınlar da erkekler gibidir. Ancak
kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini
değiştirmezler. Çorap, ayakkabı ve eldiven
giyebilirler. Başlarını örterler. Fakat yüzlerini
açık bırakırlar. Telbiye ve tekbir getirirken, dua
ederken seslerini yükseltmezler. Özel hallerinde
bulunan kadınlar ihrama girerken şu hususu dikkate
almalıdırlar: Şayet adetleri bitmeden Arafat’a
çıkmak zorunda kalacaklarsa, ifrad haccına niyet
etmelidirler.
Mekke çevresinde ihrama girmek için belirlenmiş noktalar
vardır. Bunlardan her birine "mikat" denir. Mikat
sınırlarının dışından hacca veya umreye gelenler bu
sınırları ihramsız olarak geçemezler. Buna göre: a.
Doğrudan Mekke’ye gidecek olan hacı adayları,
uçaklar Cidde’ye indiği ve Cidde de mikat sınırları
içinde bulunduğundan, uçağın kalkacağı havalimanında
veya evlerinde ihrama girerler. Gerektiğinde uçak
mikat sınırını geçmeden uçak içinde de girilebilir.
Ancak pratikteki zorluğu sebebiyle uçakta ihrama
girme tercih edilmemelidir. b. Hacdan önce Medine’ye
gidecek olan hacı adayları, Medine’de kaldıkları
evlerde veya Mekke yolu üzerinde Medine’ye 11 km.
uzaklıkta bulunan "Zül-Huleyfe" (Ebyâr-i Ali)’ de
ihrama girerler. Hac veya umre yapacak olanların
mikat sınırını ihramsız olarak geçemeyeceklerini
belirtmiştik. Mikat sınırını ihramsız olarak
geçtikten sonra ihram giyenlere ceza(18) gerekir. Bu
durumda olanlar henüz hac ve umre ile ilgili
görevlerden birini yapmadan, herhangi bir mikat
sınırına dönerek yeniden ihrama girerlerse ceza
düşer.
İhrama, "hac ayları" içinde girilir. Hac ayları, Şevval ve
Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür.
Bu aylar, hac menasikinin başladığı ve devam ettiği
aylardır. Bazı islâm bilginleri mekruh olmakla
birlikte hac ayları başlamadan önce de ihrama
girilebileceğini söylemişlerdir. Ancak en uygunu
ihrama hac ayları başladıktan sonra girmektir
İhrama giren kimse için bazı iş ve davranışlar yasaktır. Bunlara
"ihram yasakları" denir. Bu yasaklar ihrama
girildiği andan, yani niyet ve telbiye anından
itibaren başlar, ihramdan çıkıncaya kadar devam
eder. İhramlı kimsenin "ihram yasakları" na uyması
vaciptir. Yasakları ihlal edenlere, yasağın çeşidine
ve ihlal biçimine göre değişen cezalar gerekir.(19)
İhramlı için yasak olan şeyler şunlardır: Cinsel
ilişkiye girmek veya sevişmek, öpüşmek, oynaşmak....
gibi cinsel ilişkiye götüren davranışlarda bulunmak.
Şehevi duyguları tahrik edici şeyleri konuşmak.
Tırnak kesmek, saç sakal tıraşı olmak, vücudun
herhangi bir yerindeki kılları koparmak veya kesmek,
saç sakal ve bıyıkları yağlamak, boyamak, saçlara
biryantin veya jöle sürmek, kadınlar oje ve ruj
kullanmak, vücuda veya ihram örtüsüne koku sürmek ve
parfüm kullanmak. Elbise giymek, başı ve yüzü
örtmek, eldiven, çorap, topuklu ayakkabı giymek.
Kadınlar normal giysilerini çıkarmazlar. Ancak ihram
süresince yüzlerini açık bulundururlar. Harem
denilen bölgenin (Mekke ve çevresinin) bitkilerini
kesmek, koparmak. (Harem bölgesinin bitkilerini
kesmek, koparmak ihramsız olanlar için de yasaktır.)
Başkalarına zarar vermek, kavga etmek, sövmek, kötü
söz ve davranışlarda bulunmak. İhramlı için şunlar
yasak değildir: İhramlının yıkanması, kokusuz sabun
kullanması, diş fırçalaması, diş çektirmesi, kırılan
tırnağı ve zarar veren bir kılı koparması, kan
aldırması, iğne yaptırması, yara üzerine sargı
sardırması, kol saati, yüzük ve bilezik takması,
kemer kullanması, omuza çanta asması, yüzü ve başı
örtmeden üzerine battaniye, pike ve benzeri şeyler
alması, palto ve benzeri giysileri giymeksizin omuza
alması yasak değildir. İşte, usulüne göre ihrama
giren hacı adayları, ihram yasaklarına riayet
ederek, telbiye, tekbir,(20) tehlil(21) ve salavat-ı
şerife söyleyerek, Mekke’ye ulaşırlar. Harem
bölgesine ulaştıklarından dolayı dua ederler.
İsteyenler Dua kitabındaki Mekke’ye Girişte
Okunabilecek duayı okuyabilirler. Evlere yerleşip
dinlendikten sonra fazla vakit geçirmeden telbiye ve
tekbir getirerek Harem-i Şerif’e giderler. Kabe’yi
görünce telbiyeyi kesip tehlil ve tekbirlerle dua
ederler. Daha sonra "Umre tavafı" nı(22) yaparlar.
Şekil-5 Hacer-i Esved ve tavafa başlama çizgisi
A- Tavaf Nedir? "Tavaf", Hacer-i Esved köşesinden veya
hizasından başlayarak tavaf niyetiyle Kâbe’nin
etrafında yedi defa dönmektir. Her bir dönüşe "Şavt"
denir. Yedi şavt bir tavaf olur.
Hacer-i Esved hizasına gelmeden: "Allah’ım! Senin rızan için
Umre tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve
kabul eyle" diye niyet edilir. Tavafa başlamadan
önce erkekler “Iztıba”(23) yaparlar. Böylece Hacer-i
Esved’in hizasına doğru gidilir. Bu esnada tekbir,
tehlil getirilmesi ve dua edilmesi uygun olur. Hacer-i
Esved’in hizasına varılınca eller, içleri Kâbe’ye
doğru olacak şekilde namaza durur gibi omuz veya
kulak hizasına kadar kaldırılıp "Bismillahi Allahu
Ekber" denildikten sonra Hacer-i Esved "istilam"
edilir. İstilam, elleri Hacer-i Esved’in üzerine
koyup onu öpmek demektir. Ancak hac mevsiminde bu
mümkün olmamaktadır. Bu sebeple Hacer-i Esved’e
uzaktan elle işaret edilip sağ avucun içi öpülmekle
yetinilir. Hacer-i Esved’i istilam etmek sünnettir.
Başkalarına eziyet etmek ise haramdır. Sünneti
yerine getireceğim diye insanlara eziyet vermekten
ve böylece haram işlemekten şiddetle sakınılmalıdır.
Bundan sonra Kâbe sola alınarak tavafa başlanır.
Tavafa başlarken ve her şavtın başında: "Allah,
bütün eksikliklerden uzaktır. Hamd, Allah’a
mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah
en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet şanı yüce ve azamet
sahibi Allah’a aittir. Salat ve selam, efendimiz
Muhammed aleyhi’s-selama olsun. Allah’ım! Sana iman
ederek, Kitabını tasdik ederek, verdiğim sözü yerine
getirerek ve Peygamberinin sünnetine uyarak bu
ibadetimi yerine getiriyorum" diye dua edilmesi
güzel olur. Tavafın, Hatim’in dışından yapılması
gerekir. Tavafın ilk üç şavtında mümkün olduğu
sürece erkekler "Remel"(24) yaparlar. Tavaf
esnasında dua edilir, tekbir ve tehlil getirilir.
Kur’an okunabilir. Tavafta telbiye getirilmez. En
uygunu herkesin içinden geldiği gibi ihlâsla ve
samimiyetle dua etmesidir. Mutlaka bir takım Arapça
duaların okunması şart değildir. İsteyenler Dua
kitabında yer alan tavaf dualarını okuyabilirler.
Tavafın kesintisiz olarak yapılması sünnettir. Bu
sebeple tavaf sırasında farz namaz için kamet
getirilmesi, abdestin bozulması, ya da tavafı
kesmeyi gerektiren başka bir mazeretin ortaya
çıkması gibi durumların dışında tavafa ara
verilmemelidir. "Yemen" köşesine gelindiğinde, bu
köşe de istilam edilir. Diğer köşeler istilam
edilmez. Yemen köşesi ile Hacer-i Esved köşesi
arasında; "Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver.
Ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından
koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç
sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey alemlerin
Rabbi! " duasının okunması güzel olur. Hacer-i Esved
köşesine ya da hizasına varılınca ilk şavt
tamamlanmış olur. Beklemeden tekrar istilam
yapılarak ikinci şavta devam edilir. Diğer şavtlar
da aynı şekilde yapılır. Yedinci şavtın sonunda
Hacer-i Esved tekrar istilam edilerek tavaf
bitirilir. Sonra Harem-i Şerif’in uygun bir yerinde
iki rekat tavaf namazı kılınır. Tavaf namazının,
kerahat vakti değilse tavafın hemen peşinden
kılınması daha iyidir. Tavaf namazından sonra dua
edilir ve zemzem içilir. İsteyenler dua kitabında
yer alan tavaf namazı duasını okuyabilirler. Ancak
herkesin kendi dilinde içinden geldiği gibi dua
etmesi daha güzeldir. Sonra Hacer-i Esved tekrar
istilam edilerek sa’y(25) yapmak üzere Safa tepesine
gidilir.
Sa’y Nedir ? "Sa’y" kelimesi; koşmak, hızlı yürümek
anlamına gelmektedir. Hac ve umrede Kâbe’nin doğu
tarafındaki "Safa" tepesinden başlayarak "Merve" ye
dört gidiş, Merve’den Safa’ya üç dönüş olmak üzere
bu iki tepe arasındaki gidiş-gelişe denir.
Safa’dan Merve’ye her bir gidişe ve Merve’den Safa’ya her
bir dönüşe "şavt" denir. Safa ile Merve arasındaki
yaklaşık 400 metre uzunluğundaki yürüme alanına "Mes’a"
denir.
Sa’y yapmak vaciptir. Sa’yin aslı, Hz. Hacer’in henüz
kendisini emmekte olan oğlu Hz. İsmail için su
ararken bu iki tepe arasında koşması hatırasına
dayanmaktadır.
Hacer-i Esved istilam edilerek Safa tepesine çıkılır. "Allah’ım!
Senin rızan için umre sa’yini yapmak istiyorum. Bunu
kolaylaştır ve kabul eyle." diye niyet edildikten
sonra Kâbe’ye dönülerek tekbir, tehlil, salavat
okunur ve içtenlikle dua edilir. Sonra Merve
tepesine doğru yürünür. Sa’y esnasında herkes
içinden geldiği şekilde dua eder. İsteyenler dua
kitabındaki sa’y dualarını okuyabilirler. Yeşil
ışıklı direklerin arasında, erkekler koşar adımlarla
yürürler. Buna "Hervele" denir. Yeşil direkler
arasında her gidiş ve gelişte: "Rabbim!
Günahlarımızı bağışla. Bize merhamet et. Bize ikram
et. Bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün
kusurlarımızı biliyorsun, bunları affet. Çünkü Sen
mutlak güç, kerem ve ihsan sahibi olansın." diye dua
edilmesi güzel olur. Merve’ye varınca bir şavt
tamamlanmış olur. Burada da yine Kâbe’ye yönelerek
tekbir, tehlil ve salavat-ı şerife getirilip dua
edilir. Sonra Merve’den Safa’ya doğru yürünür.
Safa’ya varınca ikinci şavt tamamlanmış olur. Diğer
şavtlar da aynı şekilde yapılır. Yedinci şavt
tamamlandıktan sonra Merve’de Kâbe’ye karşı
dönülerek dua edilir. İsteyen dua kitabında yer alan
Sa’y bittikten sonra Merve’de okunabilecek duayı
okuyabilirler. Fakat en güzeli, içe doğan duaların
yapılmasıdır. Bundan sonra tıraş olup ihramdan
çıkılır.
İhramdan ancak saçlar
tıraş edilmek suretiyle çıkılır. Erkekler saçlarını
dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise
saçlarının ucundan bir miktar keserler. Kısaltmada
saçların uçlarından alınacak miktar, parmak ucu
uzunluğundan daha az olmaz. Tıraş olduktan sonra
umre ihramından çıkılmış olur. Hac için tekrar
ihrama girinceye kadar eşiyle cinsel ilişki dahil,
bütün ihram yasakları kalkar. İhramdan çıkma
aşamasına gelmiş ihramlı kimseler, birbirlerini
tıraş edebilirler. Bu aşamaya gelmedikçe ihramlılar
bir başkasını tıraş edemezler. Kıran ve ifrad
haccına niyet edenler ihramlı kalmaya devam ederler.
Bu aşamada kesinlikle ihramdan çıkamazlar. Temettu
haccına niyet etmiş olanlar böylece umrelerini
bitirip ihramdan çıktıktan sonra, hac için ihrama
girinceye kadar Mekke’de ihramsız olarak kalırlar.
Bu günlerini mümkün mertebe iyi
değerlendirmelidirler. Beş vakit namazlarını Harem-i
Şerifte kılmaya ve fırsat buldukça bol bol nafile
tavaf yapmaya özen göstermelidirler. Uzaktan
gelenlerin nafile namaz kılmak yerine, nafile tavaf
yapmaları daha uygundur. Tavaf ve namazın dışında
Mescid-i Haram’da Kur’an-ı Kerim tilaveti, dua,
zikir ve tesbihatla meşgul olurlar. Hac için ihrama
girinceye kadar böylece ibadetlere devam edilir.
Zamanı gelince hac için ihrama girilip vakfe için
Arafat'a çıkılır.
Temettu haccına niyet edip de umresini yapmış ve böylece
Mekke’de kalmakta olan hacı adayları uygulamada, hac
için ihrama genellikle Zilhicce’nin sekizinci günü (Terviye
günü) girmektedirler. Buna göre Zilhicce’nin
sekizinci gününe gelindiğinde Mekke’deki evlerde,
umre ihramında belirtildiği şekilde ön hazırlıklar
yapılır. Kerahat vakti değilse, iki rekat ihram
namazı kılınır. Sonra: "Allah’ım! Senin rızan için
hac yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul
eyle." diyerek niyet edilir. Arkasından telbiye
getirilerek hac için ihrama girilir. Böylece tekrar
ihram yasakları başlamış olur. Hac için ihrama
girildikten sonra, Arafat’a çıkmadan önce nafile bir
tavafın (26) ardından haccın sa’yi yapılabilir.
Haccın sa’yini bu şekilde önceden yapanlar artık
"Ziyaret tavafı"ndan sonra sa’y yapmazlar. Fakat
sünnete uygun olan, haccın sa’yinin Ziyaret
tavafından sonra ve ihramsız olarak yapılmasıdır. Bu
şekilde ihrama girildikten ve arzu edildiği takdirde
haccın sa’yi yapıldıktan sonra kafile ile birlikte
Arafat’a hareket edilir. İntikal esnasında telbiye,
tekbir, tehlil, salavat getirilir ve bol bol dua
edilir. Bu mübarek günlerin bereketinden
olabildiğince yararlanılmaya çalışılır. Arafat’a
varıp çadırlara yerleşilir. Hacı adayı bir süre
istirahat ettikten sonra bütün varlığı ile Allah’a
yönelip dua eder, telbiye, tekbir ve tehlil getirir,
Kur’an okur, namaz kılar, günahlarına tevbe ederek
göz yaşı döker, zikir ve tesbihle meşgul olur.
Zeval, yani öğle vaktine kadar böylece ibadet etmeye
devam eder.
Öğle vaktine kadar çadırlarda ibadetle meşgul olunarak bu
mübarek mekanın ve zamanın feyzinden ve bereketinden
azami derecede istifade etmeye çalışan hacı adayı,
öğleye doğru namaz için hazırlık yapar. Öğle ezanı
okunduktan sonra öğle ve ikindi namazları
birleştirilerek kılınır. Buna "Cem-i takdim" denir.
Öğle ve ikindi namazı birleştirilerek şöyle kılınır:
Ezan okunduktan sonra, önce öğlenin ilk sünneti
kılınır. Sonra kamet getirilerek öğlenin farzı eda
edilir. Selam verildikten sonra teşrik tekbiri
getirilir. Arkasından tekrar kamet getirilerek
ikindinin farzı kılınır. Selamdan sonra teşrik
tekbiri getirilir. Böylece öğle ve ikindi namazı bir
ezan ve iki kametle eda edilmiş olur. Bu iki farz
namazı arasında başka namaz kılmak mekruhtur. Bu
sebeple öğlenin son sünnetiyle ikindinin sünneti
kılınmaz. Namazdan sonra Vakfe yapılır. Öğle ve
ikindi namazları cem-i takdim ile kılınırken seferî
olanlar öğleyi de ikindiyi de ikişer rek’at olarak
kılarlar.(27) Şekil –6 Mekke Yerleşim Planı ve
Arafat’a çıkış güzergâhı
A-Vakfe Nedir? "Vakfe", durmak demektir. Arafat Vakfesi ise
belirlenen zamanda hac için ihramlı olarak Arafat
sınırları içinde bulunmaktır. Arafat vakfesi, haccın
en önemli rüknüdür. Çünkü süresi içinde orada
bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş sayılırlar.
Hz.Peygamber "Hac Arafattır"(28) buyurmuştur.
Arafat, Mekke’nin 25 km. Güney doğusunda bulunan
geniş bir alanın adıdır. Arafat vakfesi bu alanda
yapılır. Bu geniş alanın sınırları levhalarla
gösterilmiştir. Arafat vakfesinin sahih olabilmesi
için hac ihramına girmiş olmak ve belirlenen süre
içinde Arafat’ta bulunmak gerekmektedir
Arafat vakfesinin zamanı, Zilhiccenin 9. günü, yani Arefe günü
öğleyin Güneş’in tepe noktasına gelip Batı’ya
meyletmeye başladığı andan (Zeval vaktinden)
bayramın birinci günü fecr-i sadık dediğimiz tan
yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki süredir. Bu
süre içinde her ne halde olursa olsun (uykuda,
baygın, vakfenin farkında olsun, ya da olmasın) bir
an orada bulunan kimse vakfe farzını yerine getirmiş
olur. Uygulamada ise Arafat vakfesinin yapılışı
aşağıda belirtildiği şekildedir.
Arafe günü Arafat’ta öğle ve ikindi namazları birleştirilerek
kılındıktan sonra ayağa kalkılarak kıbleye karşı
dönülür. Arafat duasının ayakta yapılması
müstehaptır. Telbiye, tekbir, tehlil ve salavat
getirilir. Tevbe, istiğfar ve dua edilir. Esas olan
herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Ancak
isteyenler Dua kitabındaki Arafat Vakfesi duasını
okuyabilirler.(29) Bir süre bu şekilde vakfe yapılıp
bol bol dua edildikten sonra hacılar Arafat’tan
ininceye kadar kalan süreyi yine ibadet, dua ve
zikirle değerlendirmeye çalışırlar. Arefe günü hac
ihramıyla Arafat’ta bulunmak, bir müslüman için en
büyük nasiplerden biridir. Çünkü, bu kutsal yerde ve
bu mübarek zaman diliminde yapılan ibadetler geri
çevrilmez. Bu itibarla müslüman Arafat’ta gönlünü
her türlü dünyevi düşünce ve gailelerden
arındırarak, bütün samimiyetiyle Allah’a yönelmeli,
el açıp yalvarmalı, içine düştüğü günahları
hatırlayıp göz yaşları içinde tevbe etmeli, af ve
mağfiret dilemeli, kendisi, anne-babası, kardeşleri,
çocukları, yakınları, milletinin fertleri ve tüm
müslümanlar için içtenlikle dua etmelidir. Arafat’ta
içinde bulunulan zaman diliminin her dakikasının çok
büyük kıymeti vardır. Bu değerli vakitleri faydasız
konuşmalarla, lüzumsuz meşguliyetlerle ve pek
gerekli olmayan eş-dost ziyaretleri ile geçirip heba
etmemelidir. Hele hele başkalarına sıkıntı ve eziyet
vermekten, kötü söz ve davranışlardan, haklı bile
olsa bir takım gereksiz tartışmalardan şiddetle
sakınmalıdır. Bilinmelidir ki, bu mübarek yerde
sevaplar nasıl kat kat olursa, günahlar da öylece
katlanır. Resim-14 Arafat’tan Bir Görünüş Güneş
battıktan sonra Arafat’tan Müzdelife’ye intikal
başlayacağından, akşama yakın gerekli şahsi
hazırlıklar yapılır. Güneşin batmasıyla birlikte
Arafat’tan Müzdelife’ye doğru hareket başlar.
Kafileler belli bir plan dahilinde yola çıkarlar.
Akşam namazı, Müzdelife’de yatsı vaktinde, yatsı
namazıyla birleştirilerek (cem-i tehirle) kılınacağı
için, kendi vaktinde kılınmaz. Yolda yine telbiye,
tekbir, tehlil, salavat ve duaya devam edilir. Elden
geldiğince bu kıymetli vakitler değerlendirilmeye
çalışılır. Müzdelife’ye varınca yatsı vaktinde,
akşam ve yatsı namazı birleştirilerek kılınır.
Yatsı vakti girip ezan okunduktan sonra kamet getirilerek ilk
önce akşam namazı kılınır. Selam verdikten sonra
teşrik tekbiri getirilir. Sonra ezan okunmadan ve
kamet getirilmeden yatsının farzı kılınır. Selamdan
sonra yine teşrik tekbiri getirilir. Böylece iki
vaktin farzı bir ezan ve bir kametle eda edilmiş
olur. Buna "Cem-i tehir" denir. Bundan sonra
yatsının son sünneti kılınabilir. Daha sonra vitir
namazı kılınır. Akşam ve yatsı namazları bu şekilde
birleştirilerek kılındıktan sonra "vakfe" yapılacak
zamana kadar ibadetle meşgul olunur. İhtiyaç varsa
istirahat edilir. Şeytan taşlamada (cemaratta)
atılacak taşlar toplanır. Bu taşların Müzdelife’den
toplanması zorunlu değildir. Başka yerden de
toplanabilir. Taşlar nohuttan büyük, fındıktan küçük
olmalıdır. Taşların temiz olmama ihtimali varsa
yıkanır. Şekil-8 Müzdelife’de Türk hacılarının
yerleşim planı ve otobüs iniş-biniş turnikeleri
Müzdelife, Arafat ile Mina arasında ve Harem sınırları içinde
kalan bir bölgenin adıdır. Müzdelife’nin sınırları
levhalarla belirtilmiştir. Müzdelife’de vakfe yapmak
haccın vaciplerindendir.
Müzdelife vakfesi, bayram gecesi, gece yarısından itibaren
güneşin doğuşuna kadarki süre içerisinde yapılır. Bu
süre içinde her ne halde olursa olsun kısa bir an
burada bulunan kimse vakfe görevini yerine getirmiş
sayılır. Ancak sünnete uygun olan, Müzdelife
vakfesinin sabah namazından sonra yapılmasıdır. Şu
kadar var ki, izdiham sebebiyle belirtildiği gibi
gece yarısından sonra vakfe yapıp ayrılmakta bir
sakınca yoktur.
Yukarıda belirtilen süre içerisinde, Arafat vakfesinde olduğu
gibi, telbiye, tekbir, tehlil, salavat getirilir ve
dua edilir. Asıl olan herkesin içinden geldiği gibi
dua etmesidir. Ancak isteyenler Dua kitabındaki "Müzdelife
Vakfesi Duası"nı okuyabilirler. Müzdelife
vakfesinden sonra Mina’ya hareket edilir. Kafileler
belli bir plan çerçevesinde yola çıkarlar. Yol
boyunca telbiye, tekbir ve tehlile devam edilerek
Mina’da kalınacak çadırlara gelinir. İsteyenler
burada bir müddet istirahat edip ihtiyaç giderirler.
Daha sonra izdihamın olmadığı uygun bir zamanda
Büyük Şeytanı (Akabe Cemresini) taşlamak üzere
şeytan taşlama (cemarat) mahalline gidilir.
Uygulamada Türk hacıları genellikle akşam namazından
sonra taşlamaya götürülmektedir.
Bayramın 1,2,3 ve 4 üncü günlerinde Mina’da bulunan ve "Büyük
Şeytan-Akabe Cemresi", "Orta Şeytan-Orta Cemre" ve
"Küçük Şeytan-Küçük Cemre" diye adlandırılan üç taş
kümesine usûlüne uygun olarak taş atmak haccın
vaciplerindendir. Bayramın birinci günü Büyük
Şeytana 7, ikinci, üçüncü ve dördüncü günlerinde ise
her üç şeytana yedişerden 21’ er taş atılır. Taşlama
küçükten büyüğe doğru yapılır. Ancak, Mina’da
kalınmadığı takdirde dördüncü günü taş atılması
gerekmez. Uygulamada bayramın dördüncü günü Mina’da
kalınmadığı için bu gün taş atılmamaktadır. Şeytan
taşlama; kötülükleri, haksızlıkları, zulmü ve
zorbalığı bir protesto anlamı taşır. Şeytan taşlayan
hacı, bu hareketiyle şeytana, şeytanın yoluna
uyanlara ve bütün kötülüklere karşı çıkışını
sergilemiş ve kendisinin de bundan böyle asla
şeytana uymayacağını ortaya koymuş olmaktadır. Şekil
-9 Mina’da Türk Hacıların Yerleşim Yeri
Taşların atıldığı kümeye yaklaşarak, atılacak taş, sağ elin baş
ve şehadet parmaklarının uçlarıyla tutulur.
"Bismillah, Allahu ekber rağmen li’ş-şeytani ve
hizbih" diyerek atılır. Taşların her biri ayrı ayrı
atılmalıdır. Hepsi birden atılırsa tek taş atılmış
sayılır. Taşlar, kümelerin üzerine veya kümeleri
kuşatan havuzlara düşecek şekilde atılmalıdır.
a- Bayramın Birinci Günü Bayramın birinci günü, Büyük Şeytana
tarif edildiği şekilde "7" taş atılır. Atılan ilk
taşla birlikte telbiyeye son verilir. Birinci günkü
taşlamanın zamanı gece yarısından itibaren başlar,
bayramın ikinci günü tan yeri ağarıncaya kadar devam
eder.
b-Bayramın ikinci günü, küçüğünden başlanarak her üç şeytana
7’şerden toplam 21 taş atılır. İkinci günkü taşlama
zeval vaktinde yani öğleyin güneşin tepe noktasına
gelip batıya yönelmesiyle birlikte başlar, gece tan
yeri ağarıncaya kadar devam eder. Şekil-10 Cemarat
mahalli
c-Bayramın üçüncü günü de ikinci günde olduğu gibi küçük
şeytandan başlamak üzere her üç şeytana 7’şerden
toplam 21 taş atılır. Üçüncü günde taşlamanın zamanı
zeval vaktinden yani öğleyin güneşin tepe noktasına
gelip batıya yönelmesiyle birlikte başlar, gece tan
yeri ağarıncaya kadar devam eder.
d-Bayramın dördüncü günü tan yeri ağarıncaya kadar Mina’dan
ayrılmamış olanlar, tan yerinin ağarmasından
itibaren güneş batıncaya kadar her üç şeytana
"7"şerden toplam 21 taş daha atarlar. Tan yeri
ağarmadan Mina’dan ayrılanların bu günün taşlarını
atmaları gerekmez. Uygulama da böyledir.
Taşlamalarda, çok kalabalık olan gündüzün izdihamlı
saatleri yerine, tenha olan gece saatleri, ya da
akşam saatleri tercih edilmelidir. Küçük ve orta
şeytanlara taş atıldıktan sonra, mümkünse bir kenara
çekilip dua edilir. Büyük şeytana taş atıldıktan
sonra beklenmez, orası hemen terk edilir.
Gücü yetenlerin taşları bizzat kendilerinin atmaları gerekir.
Vekalet vererek başkasına attıramazlar. Hastalık,
yaşlılık ve sakatlık gibi mazeretlerle taşları
bizzat kendisi atamayacak durumda olanlar, vekâlet
vererek taşları bir başkasına attırırlar. Vaktinde
atılamayan taşların, bayramın dördüncü günü güneş
batıncaya kadar atılması vaciptir. Atılmadığı
takdirde ceza gerekir.(30)
Hac Kurbanı (Şükür Hedyi)
Temettu ve Kıran haccı yapanların, hac kurbanı (şükür hedyi)
kesmeleri vaciptir. Her ne kadar sünnete uygun olan,
hac kurbanının, büyük şeytana taş attıktan sonra
kesilmesi ise de, taş atmadan önce de kesilmesi
mümkündür. Hac kurbanı, Harem Bölgesi sınırları
içerisinde, bayramın birinci günü tan yerinin
ağarmaya başlamasından itibaren kesilir.(31) Hac
kurbanının etinden sahibi dahil herkes yiyebilir.
Temettu ve Kıran haccı yapanlar, Kurban kesme imkânı
bulamazlarsa bunun yerine on gün oruç tutarlar. Bu
on gün orucun üç günü, hacdan önce ve hac ihramına
girdikten sonra (Mekke’de) tutulur. En uygunu 7, 8
ve 9. Zilhicce günlerinde tutulmasıdır. Geri kalan
yedi gün ise, bayramın dördüncü gününden sonra olmak
üzere, hacdan sonra tutulur. Bu yedi günün memlekete
döndükten sonra tutulması daha uygundur. Bunların
peşpeşe tutulması şart değildir. Hacılar, Kurban
Bayramında şartlarını taşıyan her müslümanın
kesmekte olduğu kurbanı (Udhiyyeyi) kesmek zorunda
değillerdir. Fakat sevap kazanmak için nafile olarak
kesebilirler. Nafile olarak bu kurbanı kesmek
istedikleri takdirde vekâlet vererek memleketlerinde
kestirmeleri daha uygun olur.
Bayramın birinci günü Büyük şeytana taş atılıp kurban
kesildikten sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Her
ne kadar sünnete uygun olan, önce Büyük Şeytana taş
atmak, sonra kurban kesmek, daha sonra da tıraş olup
ihramdan çıkmak ise de, taş atmadan, ya da kurban
kesmeden önce de tıraş olup ihramdan çıkmak
mümkündür. Umre ihramından çıkış konusunda da
anlatıldığı gibi, ihramdan çıkmak için erkekler
saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar.
Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler.
Böylece hac ihramından çıkışın birinci aşaması
gerçekleşmiş olur. Buna "ilk tehallül" denir. Bu
aşamada eşiyle cinsel ilişki dışında bütün ihram
yasakları kalkar. Cinsel ilişki konusundaki yasak
ise, ancak Ziyaret tavafından sonra kalkar.
Ziyaret tavafı, haccın farzlarındandır. Haccın iki rüknünden
birisidir. Buna "İfada tavafı" da denir.
Ziyaret tavafının vakti, bayramın ilk günü gece yarısından
itibaren başlar, ömrün sonuna kadar devam eder.
Uygulamada ziyaret tavafı, tıraş olup ihramdan
çıktıktan sonra yapılmaktadır. Ziyaret tavafının,
bayramın ilk üç gününde yapılması usûle uygun ise
de, daha sonraki günlerde de yapılabilir.
Önce, "Allah’ım! Senin rızan için ziyaret tavafı yapmak
istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle" diyerek
niyet edilir. Daha sonra Hacer-i Esved hizasına
gelerek "Tavafın Yapılışı" konusunda(32) anlatıldığı
gibi tavafa başlanır ve yedi şavtla tavaf
tamamlanır. Tavaf tamamlandıktan sonra belirtildiği
şekilde tavaf namazı kılınır. Böylece haccın ikinci
rüknü de tamamlanmış olur. Ziyaret tavafının
tamamlanmasıyla hac ihramından çıkışın ikinci
aşaması da gerçekleşmiş olur. Buna "ikinci tehallül"
denir. Böylece eşiyle cinsel ilişki yasağı da
ortadan kalkmış olur. Ziyaret tavafının, tıraş olup
ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha
uygundur. Özel hallerinde bulunan kadınlar, ziyaret
tavafını bu halleri sona erinceye kadar ertelerler.
Arafat’a çıkmadan önce haccın sa’yini yapmamış
olanlar, ziyaret tavafından sonra bu sa’yi yaparlar.
Sa’y yapmak, haccın vaciplerindendir.(33) Arafat’a çıkmadan
önce haccın sa’yini yapmamış olanlar ziyaret
tavafının ardından, "Allah’ım, Senin rızan için hac
sa’yini yapmak istiyorum, bunu kolaylaştır ve kabul
eyle" diye niyet ederek daha önce "Sa’y" konusunda
belirtildiği şekilde hac sa’yini yaparlar. Hac
sa’yinin, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra
yapılması sünnete daha uygundur. Bundan sonra hacı,
Mekke’de kaldığı süre içinde beş vakit namazı
Harem-i Şerif’te kılmaya özen gösterir. Bol bol
nafile tavaf yapar. Mekke’den ayrılacağı sırada da
"Veda Tavafı" yapar.
Hacca uzaklardan yani Mikat sınırları dışından
gelmiş olanların (Afakilerin) Mekke’den ayrılmadan
"Veda Tavafı" yapmaları vaciptir. Bu, hacıların
hacla ilgili olarak yapacakları son görevdir (nüsüktür).
Buna "Sader Tavafı" da denir.
Veda Tavafı, "Allah’ım! Senin rızan için Veda
tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul
eyle" diye niyet edilerek tıpkı diğer tavaflar gibi
yapılır. Tavafın arkasından, tavaf namazı da
kılındıktan sonra çokça dua edilir, af ve mağfiret
dilenir. Göz yaşı dökülür. İsteyen Dua kitabındaki
veda tavafından sonra okunacak duayı okuyabilir.
Nihayet ayrılığın üzüntüsü içinde göz yaşlarıyla
Kâbe’ye ve Mescid-i Harama veda edilir. Ziyaret
tavafından sonra herhangi bir nafile tavaf yapılıp
veda tavafı yapılmadan Mekke’den ayrılma durumunda
kalınmışsa, yapılan bu nafile tavaf, veda tavafı
sayılır.
Özel hallerinde bulunan kadınlar, bu durumları
sona ermeden Mekke’den ayrılmak zorunda kalırlarsa,
veda tavafı yapmazlar, bundan dolayı bir ceza da
gerekmez.
Buraya kadar hac ibadeti yerine getirilirken nerede, nasıl
hareket edileceği, Temettu haccı esas alınarak
anlatılmaya çalışıldı. Şimdi İfrat haccı ve Kıran
haccının, Temettu haccından farklı olan taraflarına
kısaca işaret edelim.
Bilindiği gibi ifrad haccı, umresiz yapılan hacdır. İfrad
haccı yapacak olan kimse, Mikat sınırında veya daha
önce ihrama girerken "Allah’ım! Senin rızan için hac
yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle"
diyerek yalnız hacca niyet eder ve telbiye getirir.
Bu şekilde hac için ihrama girdikten sonra, artık
bayramın birinci günü tıraş oluncaya kadar ihramdan
çıkamaz.
İfrad haccı yapan kimsenin Mekke’ye varınca yapacağı ilk
tavaf, Kudüm Tavafı dır. Bunun için "Allah’ım! Senin
rızan için "Kudüm Tavafı" yapmak istiyorum. Bunu
kolaylaştır ve kabul eyle" diye niyet eder. Tıpkı
"Tavafın yapılışı" konusunda anlatıldığı şekilde(34)
Kudüm tavafını yapar.
İfrad haccına niyet edenler, hac ihramına girmiş
olduklarından dilerlerse, haccın sa’yini Kudüm
tavafının ardından yapabilirler. Bu takdirde Kudüm
tavafını yaparken "Iztıba" ve "Remel"(35) yaparlar.
Bunlar, artık "Ziyaret tavafı"ndan sonra sa’y
yapmazlar.
İfrad haccı yapanların Hac kurbanı (Şükür hedyi) kesmeleri
gerekmez. Ancak arzu ederlerse sırf sevabını elde
etmek için nafile olarak kesebilirler.
Kıran haccının, aynı yılın hac aylarında Umre ve Hacca
birlikte niyet ederek ikisini aynı ihramla yapmak
olduğunu belirtmiştik. Kıran haccı yapacak olan
kimse, Mikat sınırında ya da daha önce ihrama
girerken "Allah’ım! Senin rızan için umre ve hac
yapmak istiyorum. Bunları kolaylaştır ve kabul eyle"
diyerek, umre ve hacca birlikte niyet eder ve
telbiye getirir. Bu şekilde niyet edip ihrama
girdikten sonra bayramın birinci günü tıraş oluncaya
kadar ihramdan çıkamaz.
Kıran haccı yapan kimsenin Mekke’ye varınca yapacağı ilk
tavaf umre tavafıdır. Bunun için, "Allah’ım! Senin
rızan için umre tavafı yapmak istiyorum. Bunu
kolaylaştır ve kabul eyle." diye niyet eder. Tıpkı
"Tavafın yapılışı" konusunda anlatıldığı gibi umre
tavafını yapar. Bu tavaftan sonra umrenin sa’yi
yapılacağından tavafta "Iztıba" ve "Remel" yapılır.
Tavaftan sonra sa’y bahsinde anlatıldığı şekilde(36)
umrenin sa’yi yapılır.
Sa’ydan sonra tıraş olunmaz. Belirtildiği gibi, bayramın
birinci gününden tıraş oluncaya kadar ihramda
kalmaya devam edilir. Kıran haccına niyet eden
kimsenin, umresini tamamladıktan sonra Kudüm tavafı
yapması sünnettir. Kudüm tavafından sonra isterse
haccın sa’yini yapabilir. Bu takdirde artık Ziyaret
tavafından sonra sa’y yapmaz. Sa’yi, Kudüm
tavafından sonra yapacaksa, tavafta ıztıba ve remel
yapar.
Bundan sonra Arafat’a çıkıncaya kadar bol bol nafile tavaf
ve ibadetle meşgul olur. Beş vakit namazını Harem-i
Şerif’te kılmaya özen gösterir.
Kıran haccı yapanların da, Temettu haccı yapanlar gibi,
hac kurbanı (şükür hedyi) kesmeleri vaciptir.
Hac ve umrenin yerine getirilişi açısından kadınlarla
erkekler arasında bir fark yoktur. Ancak, kadınlar
için erkeklerde olduğu gibi özel bir ihram kıyafeti
söz konusu değildir. Elbise, baş örtüsü, çorap,
ayakkabı gibi her zaman giydikleri kıyafetlerini
giyerler. Yalnızca yüzlerini örtmezler.
Bir de erkeklerin yaptığı gibi telbiye, tekbir, tehlil,
salavat okurken ve dua ederken seslerini
yükseltmezler. Tavafta hızlı ve çalımlı yürüyerek
"Remel", Sa’yda da yeşil direkler arasında koşar
adımlarla yürüyerek "Hervele" yapmazlar.
İzdiham olan yerlerde mümkün olduğu kadar erkeklerin
arasına girmemeye özen gösterirler. Özellikle namaz
kılarken, erkek safları arasında kalmayıp kadınlara
ait yerlerde namaz kılarlar.
Adetliyken ihrama giren veya ihrama girdikten sonra adet
görmeye başlayan kadınlar, tavafın dışında haccın
bütün menasikini yerine getirebilirler. Harem-i
Şerif’e giremezler.
Adetliyken ihrama giren ve ihrama girdikten sonra adetleri
bitmeden Arafat’a çıkmak durumunda kalan hanımlar
daha baştan ihrama girerken İfrad haccına niyet
etmelidirler.
Buraya kadar haccın, usulüne uygun olarak nasıl yapılacağı
anlatıldı. Haccını bu şekilde eda eden bir kimse
hacla ilgili görevlerini (menasiki) eksiksiz olarak
yerine getirmiş olur.
Hac esnasında ihram yasaklarına uymamak, vaciplerden
birini terk etmek, ya da ertelemek veya Harem
Bölgesinde yapılmaması gereken bazı fiilleri yapmak
gibi kusur ve eksiklikler, bir takım cezaları
gerektirir. Bu cezalar, haccın kaza edilmesi, deve
veya sığır (bedene) kesilmesi; koyun veya keçi (dem)
kesilmesi; sadaka, bedel ödeme ve oruç tutmaktır.
Şimdi bu cezaları gerektiren kusur ve eksiklikleri,
tutum ve davranışları kısaca belirtelim.
Haccın Bozulmasına Yol Açan Kusur Hac için ihrama
girdikten sonra henüz Arafat Vakfesi yapmadan cinsel
ilişkide bulunmak haccın bozulmasına yol açar. Bu
duruma düşen kimsenin, bozulan bu haccını yarım
bırakmayıp tamamlaması, bunun yerine, gelecek
yıllarda bu haccını kaza etmesi ve işlediği bu
fiilden dolayı da bir koyun veya keçi (dem) kurban
etmesi gerekir.
Umre için ihrama girdikten sonra, umre tavafını yapmadan
cinsel ilişkide bulunan kimsenin de aynı şekilde
umresi bozulmuş olur. Bu kimsenin, bozulan bu umreyi
bırakmayıp tamamlaması, daha sonra bunu kaza etmesi
ve işlediği suçtan dolayı da yine bir koyun veya
keçi (dem) kesmesi gerekir.
Arafat Vakfesinden sonra, fakat henüz tıraş olup ihramdan çıkmadan
(ilk tehallülden) önce cinsel ilişkide bulunan
kimsenin, ceza olarak bir deve ya da sığır (bedene)
kesmesi gerekir.
İhramlı iken Arafat Vakfesinden sonra tıraş olup henüz Ziyaret
Tavafını yapmadan cinsel ilişkide bulunan, eşini
şehvetle öpmek, okşamak gibi cinsel ilişkiye yol
açan davranışlarda bulunan; saçın veya sakalın
dörtte birini ya da başka bir uzvun tamamını tıraş
eden; bir defada, aynı anda ve aynı yerde bütün
tırnakları veya bir elin ya da bir ayağın
tırnaklarının tamamını kesen; elbise olarak dikilmiş
giysileri on iki saat boyunca veya daha fazla giyen;
başı ve yüzü örten; ayakkabı giyen; bir defada, aynı
anda ve aynı yerde en az bir uzvun tamamına koku,
yağ, jöle ve biryantin süren; kına yakan; saç ve
sakal boyayan kimsenin ceza olarak bir koyun ya da
bir keçi (dem) kesmesi gerekir
İhramlı bir kimsenin 12 saatten daha az bir süre herhangi
bir giysi ve ayakkabı giymesi, başı örtmesi; saç ve
sakalın dörtte birinden az kısmını tıraş etmesi; bir
elin veya bir ayağın tırnaklarının bir kısmını ya da
ayrı ayrı yer ve zamanlarda tamamını kesmesi;
ihramlı ya da ihramsız birini tıraş etmesi... ceza
olarak fıtır sadakası kadar sadaka vermeyi
gerektirir.
İhramdan çıkma aşamasına gelmiş olan ihramlıların
başkalarını tıraş etmelerinden dolayı herhangi bir
şey gerekmez.
İhramlı iken, karada yaşayan av hayvanlarını avlayan, yaralayan;
onların tüylerini koparan, yumurtalarını kıran;
avlayanlara yardımcı olan kimse ceza olarak bedel
öder. Bedel, av hayvanının kıymeti takdir edilerek
tesbit edilir.
Hastalık, kaza geçirme ve benzeri elde olmayan sebeplerle ihram
yasaklarına uyamayan kimse, ceza ödeme konusunda
muhayyerdir. Bu durumda olan kişi:
a) İstediği yer ve zamanda peş peşe veya
aralıklı olarak üç gün oruç tutar.
b) Veya altı yoksula fıtır sadakası miktarı
sadaka verir.
c) Yahut Harem Bölgesinde istediği zaman bir
koyun ya da keçi (dem) keser.
Ziyaret tavafını cünüp olarak yapan kimsenin, ceza olarak bir
deve ya da sığır kesmesi gerekir. Cünüp olarak
yapılan tavaf (hangi tavaf olursa olsun) abdestli
olarak yeniden yapılırsa ceza düşer. Cünüp olarak
yapılan tavafın abdestli olarak yeniden yapılması
vaciptir.
Mikat sınırını ihramsız geçen; sa’yi terk eden ya da hiçbir
mazeret yokken sa’yi yürüyerek yapmayan, Müzdelife
vakfesini özürsüz olarak terk eden(37), Şeytan’a hiç
taş atmayan veya bir günde atılması gereken taşların
yarıdan fazlasını süresi içinde atmayan; farz ve
vacip tavaflarda setr-i avrete uymayan; Ziyaret veya
Umre tavafının son üç şavtını ya da sadece birini
yapmayan; Veda tavafı yapmayan; Ziyaret ve Umre
tavafını abdestsiz, Umre, Veda ve Kudüm tavaflarını
cünüp halde yapan(38); Arefe günü Arafat’tan güneş
batmadan önce ayrılan kimsenin, ceza olarak koyun
veya keçi (dem) kesmesi gerekir.
Kudüm veya Veda tavafının abdestsiz halde yapılması; Veda tavafı
ile Sa’yin son üç şavtının yapılmaması ya da eksik
yapılması ve bu şavtların mazeret yokken yürüyerek
yapılmaması; şeytan taşlamada, bir günde atılması
gereken taşların yarıdan çoğu atıldıktan sonra
geriye kalanların atılmaması, ya da eksik
atılması(39); gibi eksikliklerden dolayı fıtır
sadakası miktarı sadaka vermek gerekir.
Harem Bölgesinin avının avlanması, kendiliğinden biten her türlü
ağaç, bitki ve otların kesilmesi ya da koparılması,
ihramlı olsun veya olmasın herkese haramdır. Bu
sebeple Harem Bölgesinin ağaç ve bitkilerini kesip
koparan kimsenin, bunların bedelini takdir ederek
fakirlere vermesi gerekir.
Hac esnasında yukarıda belirtilen kusur ve eksikliklerden
doğan cezaları ödemek için belirli bir zaman yoktur.
Ömrün sonuna kadar her zaman ödenebilir. Ancak
cezaları bir an önce ödeyerek sorumluluktan
kurtulmak daha iyidir.
Söz konusu cezalardan, kurbanların mutlaka Harem
Bölgesinde kesilmesi gerekir. Etleri ise Harem
Bölgesi fakirlerine verilebileceği gibi, Harem
Bölgesi dışındaki fakirlere de gönderilebilir.
Sadaka, bedelini ödeme ve oruç cezalarının ödenmesi için
belli bir yer yoktur. İstenilen her yerde bunlar
ödenebilir.
Hac yaparken işlenen suç, kusur ve eksikliklerden dolayı
gereken cezalar konusunda Din Görevlilerine veya
fetva hey’etine başvurulması uygun olur.
Hac görevini kendisi yapabilecek durumda olanların haccı
bizzat yapmaları gerekir. Bunlar bir başkasını vekil
(bedel) göndererek hac yaptıramazlar. Üzerine hac
farz olduğu halde bu farzı yerine getirmeyip ölümle
karşı karşıya kalan kimsenin, vefat etmeden önce,
bıraktığı maldan kendisi adına hacca vekil
gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir.
Böyle bir kimsenin geriye bıraktığı malın üçte biri, onun
adına hacca vekil göndermeye yeterse, bununla vekil
gönderilir. Yetmezse, varisleri diledikleri takdirde
kendi mallarıyla gönderebilirler. Vasiyet olmasa
bile varisleri onun adına hac yapsalar, bu kimse hac
sorumluluğundan kurtulur.
Aynı şekilde haccın farz olmasının şartlarını taşıdığı
halde haccetmeyip daha sonra yaşlılık, iyileşme
ümidi olmayan hastalık, görme veya yürüme yeteneğini
kaybetme gibi bir sebeple, bizzat hac yapamayacak
duruma düşen kimselerin de hacca vekil göndermesi
veya kendisi adına vekil gönderilmesini vasiyet
etmesi gerekir.
Haccın farz olmasının şartlarını taşıdığı halde baştan
beri bizzat hac yapamayacak durumda olanlar da
böyledir.
Hacca bedel gönderecek kimse (ölmüşse yakınları), haccın nasıl
yapılacağını bilen ve hac yapabilecek nitelikleri
taşıyan, aklı başında, tercihen daha önce hac yapmış
ehil bir kimseyi kendisi adına hac yapmak üzere
vekil tayin eder. Normal olarak hac masraflarını
karşılayacak parayı kendisine verir. İfrad, Kıran
veya Temettu haclarından hangisini yaptırmak
istiyorsa o hacca niyet etmesini ister.
Vekil, bedel gönderen kimsenin öngördüğü şartlar
doğrultusunda hareket eder. Gönderen hangi haccın
yapılmasını istemişse onu yapar. Vekil, hacla ilgili
görevleri (menasiki) yaparken hep gönderen adına
niyet eder. İhrama girerken, tavafa ve sa’ye
başlarken, Arafat ve Müzdelife vakfelerinde, şeytan
taşlarken, kurban keserken niyetini hep gönderen
adına yapar. Aynı şekilde, öncelikle gönderen adına
dua eder.
Kendisi ve diğer müslümanlar için de dua edebilir. Mesela
gönderen, ifrad haccı yapmasını istemişse, vekil
ihrama girerken; "Allah’ım! Senin rızan için
..........(40) adına hac yapmak istiyorum.
Bunu kolaylaştır ve kabul eyle" diye niyet eder ve
"Allah’ım! ......... adına, Lebbeyk! Allahümme
lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde
ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk. Lâ şerike lek." diyerek
telbiye getirir.
Diğer niyetlerde de aynı şekilde hareket eder ve "Haccın
Yapılışı" konusunda anlatıldığı şekilde haccı eda
eder. Gönderen, Temettu haccı veya Kıran haccı
yapmasını istemişse, onun adına şükür kurbanı keser.
Vekil, kendisini gönderen adına tüm hac görevlerini yerine
getirdikten sonra dilerse kendisi için umre
yapabilir. Vekil, haccı yapıp dönünceye kadar
masrafları için kendisine verilen parayı israf
etmeden normal olarak harcar. Artan miktarı,
dönüşünde gönderene iade eder.
Gönderen kimsenin, artan parayı almayıp vekile
bağışlamasında bir sakınca yoktur. Hac, ibadet
olduğundan vekilin, normal hac masrafı dışında bir
ücret istemesi caiz olmaz. Hacca vekil gönderen
kimsenin, üzerine farz olan hac yükümlülüğünden
kurtulabilmeleri için, vekil olarak gönderdiği
kimsenin hac masraflarını karşılaması gerekir.
Hac organizasyonlarında görev alanların hac yolculuğu
masrafları genellikle organizasyonca
karşılanmaktadır. Bu durumda görevlinin bir başkası
adına vekil olarak haccetmesiyle adına hac yaptığı
kişinin hac borcu ödenmiş olmaz. Görevlinin annesi
babası gibi varisi olduğu kimseler bundan
müstesnadır.
Bir müslümanın, yaptığı her türlü ibadet, taat ve hayrın
sevabını, ister sağ, ister ölmüş olsun, bir başka
müslümana bağışlaması caizdir. Buna göre, bir kimse
vekil edilmese bile, başkası adına nafile hac yapar
ve sevabını ona bağışlayabilir.
Başkası adına yapılacak nafile hac için, vekilin ehil
olması ve adına haccettiği kimse için niyet edip
ihrama girmesi yeterlidir
Umre kelimesi, ziyaret etmek anlamına gelmektedir. Dini
bir terim olarak umre, "Belirli bir zamana bağlı
olmaksızın ihrama girerek Kâbe’yi tavaf etmek, Safa
ile Merve arasında sa’y yapmak ve tıraş olup
ihramdan çıkmaktan” ibarettir.
Umrenin iki farzı vardır: İhram ve tavaf. Bunlardan ihram
şart; tavaf, rükündür. Vacipleri ise sa’y ile tıraş
olup ihramdan çıkmaktır.
Ömürde bir defa umre yapmak sünnettir.(41)
Umrenin pek çok fazileti vardır. Özellikle Ramazan ayında
yapılan umrenin sevabı pek çoktur. Hz. Peygamber
umre hakkında şöyle buyurmaktadır : "Umre, diğer bir
umre ile arasındaki günahları siler"(42)
"Ramazanda yapılan umrenin sevabı bir haccın
sevabına denktir."(43)
Umre için belirli bir zaman yoktur. Her zaman yapılabilir.
Ancak, Arefe günü sabahından bayramın dördüncü günü
akşamına kadar yapılması mekruh görülmüştür.
Umre yapmak isteyenler, gerekli hazırlıkları yaptıktan ve
iki rek’at ihram namazı kıldıktan sonra, "Allah’ım!
Senin rızan için umre yapmak istiyorum. Bunu
kolaylaştır ve kabul eyle" diye niyet edip "telbiye"
söyleyerek ihrama girerler.
Bu şekilde ihrama girdikten sonra Kâbe’yi usulüne göre
tavaf ederler. Nihayet Safa ile Merve arasında sa’y
yaptıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkarlar.
Böylece umre tamamlanmış olur. Umrenin ihramına, bu
kitabın "İhrama Girmek" konusunda belirtildiği
şekilde girilir.(44)
Umrenin tavafı, sa’yi ve tıraş olup ihramdan çıkılması da
yine bu kitabın, "Tavafın Yapılışı" ve "Sa’yin
Yapılışı" ile "Tıraş Olup İhramdan Çıkmak"
konularında tarif edildiği şekilde yapılır.(45)
Mikat sınırları dışında kalanlar umre için ihrama, Mikat
sınırlarında veya daha önce girerler. Harem
Bölgesinde bulunanlar, Harem bölgesinin dışına
çıkarak ihrama girerler. Harem Bölgesi ile Mikat
sınırları arasında (Hıl Bölgesinde) olanlar ise
bulundukları yerden ihrama girerler.
Ülkemizden gidip de, Mekke’de bulundukları süre içinde
umre yapmak isteyenler, genellikle Medine-Mekke
otoyolu üzerinde ve Harem-i Şerif’e yaklaşık 5 km.
uzaklıkta bulunan "Ten’im"e giderek ihrama
girmektedirler.
Bugün burada "Hz. Aişe Mescidi" bulunmaktadır. Umrede
Kudüm tavafı, Arafat ve Müzdelife vakfeleri, Şeytan
taşlama ve Veda tavafı gibi görevler (menasik)
yoktur. Haccın ihram, tavaf, sa’y ve tıraş gibi
menasikinde, rükün, şart, vacip ve sünnet olan
hükümler, umrenin menasikinde de söz konusudur.
Hac yapıldıktan sonra bir süre daha Mekke’de kalacak olan
hacılar, imkân buldukları takdirde, isterlerse
bayramın dördüncü günü akşamından itibaren umre
yapabilirler. -Özellikle ifrad haccı yapanların,
hacdan önce umre yapmadıkları için, hacdan sonra
umre yapmaları uygun olur.
Temettu haccına niyet edenlerin hacdan önce ikinci,
üçüncü... umre yapmaları caiz ise de, o günlerdeki
izdihamı da dikkate alarak, bunun yerine bol bol
nafile tavaf yapmaları ya da mümkün mertebe
vakitlerini Harem-i Şerif’te geçirmeleri daha
iyidir.
Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret etmek, mescidinde
namaz kılmak, Onun ve Ashabının yaşadığı yerleri
görmek üzere Medine’ye doğru yola çıkan bir hacı, bu
ziyaretiyle yalnızca Allah’a yakınlaşma amacı
gütmelidir. Çünkü hacının İslami duyarlılığını daha
da artıracak olan bir kutlu yolculuk, gerçekten
Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmanın önemli bir
vesilesidir.
Zira Cenab-ı Hak, Peygamberini ziyarete gelenleri sever ve
onların, onun huzurunda yapacakları duaları geri
çevirmez. Hz. Peygamber de kendisini ziyarete
gelenlere şefaat edeceğini bildirmiştir. Yolculuk
esnasında, bol bol salatu selam getirilmeli ve
Medine’ye yaklaştıkça bu daha da artırılmalıdır.
Hacı, bu ziyaretin sıradan bir ziyaret olmadığını
düşünerek büyük bir tevazu, saygı ve vakarla
Medine’ye girmelidir. Medine’ye girerken "Rabbim!
Gireceğim yere dosdoğru girmemi sağla; çıktığım
yerden de dosdoğru çıkmamı sağla. Bana katından,
yardımcı bir güç ver"(46) duasını okuması güzel
olur.
|