|
AT NALI UĞUR GETİRİR Mİ?
Kadıköy Camiinde vaaz
vermekte olan Osman Demirci Hoca'ya:
- Hocam, diye sormuşlar. At nalını evimizin
kapısına asarsak uğur getirir mi?
- Demirci Hoca:
- Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan
her atta dört tane var ama, bütün gün kamçı yiyip
duruyorlar.
HAYATI SEYRETMEK
Yazar Kazancakis, bir ihtiyara "neye bakıyorsun?"
diye sorduğunda, ihtiyar adam gözlerini akan sudan
ayırmadan şu cevabı verir:
- Hayatıma oğlum, akıp giden hayatıma.
SELÂMDAKİ İNCELİK
Muzaffer Ozak Hoca'nın sahaflar çarşısındaki
dükkanına giren bir genç:
- Selâmunaleyküm babalık... diye selâm verince,
hazret selâmı alır:
- Aleykümselâm kurukalabalık...
ÖRTÜNMEK İÇİN GİYİNMEK!
İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada,
Gandi'nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü
varmış.
Davetten çıkınca, bir gazeteci sormuş:
- Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli
miydi?
Gandi, hiç aldırmadan cevap vermiş:
- Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.
HUZUR
Zeynel Âbidin Hazretleri abdest alırken sapsarı
kesilirdi. Sebebini sorduklarında şu cevabı verdi.
- Kimin huzurunda durduğumu düşünürseniz,
sebebini anlarsınız...
KABRİSTAN
Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara
şu cevabı vermiş:
- İki sebebi var. Anlattıklarıma itiraz
etmiyorlar ve arkamdan gıybetimi yapmıyorlar.
ÇINAR AĞACI MAYDANOZUN NESİ OLUR?
Selim Gündüzalp, sosyoloji hocaları olan rahmetli
Seyid Ahmet Arvasi'ye:
- Hocam demiş, "insan maymunun gelişmiş
şeklidir" diyorlar. Ne dersiniz?
Seyid Ahmed Arvasi şu cevabı vermiş:
- O mantığa göre, çınar ağacı da maydanozun
gelişmiş şeklidir.
MEZARTAŞI YAZISI
Behlül Dânâ'ya biri sorar:
- Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?
Behlül Dânâ şu cevabı verir:
- Şunu yazdır: "Dün altında olan çimenler bugün
üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak
günahtan gayri her şeyi örter."
ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ
Amerika'lı iş adamı, bir Çinli'yle alay ederek
sormuş:
- Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri
ne zaman yiyecek?
Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş:
- Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri
kokladığı zaman.
HAYAT NE ZAMAN BAŞLAR?
- Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye
Said Turhan şu karşılığı vermiş:
- Eğer otuz beşinde ölmezsen!..
ÖLÜM NEDİR?
Talebelerinden biri, Konfüçyüs'e:
- "Ölüm nedir?" diye sorduğunda, Konfüçyüz'ün
cevabı şu olmuş:
- Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden
bahsedeyim.
HER KOYUN
Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz eden Behlül
Dânâ Hazretlerine:
- Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi
bacağından asılır.
Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini
araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından
asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da
keşfetmişler tabi ki: Behlül.
Halife, kendisini sıkıştırdığında:
- Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından
asılır efendim, demiş. Fakat etrafı kokuttuğu için,
herkesi rahatsız eder.
ORUÇ NASIL ŞİŞMANLATIR?
Hekimoğlu İsmail'e, "Ramazan olmasına rağmen biraz
kilo almışsınız?" dediklerinde:
- Maalesef öyle oldu, demiş. Çünkü iki kişilik
yemek yiyor, bir kişilik oruç tutuyorum.
RİYAKÂRA CEVAP
Adamın biri, Hz. Ali'yi gıyabında yani ardından
kötülediği halde yüzüne karşı övmeye başlayınca,
ondan şu karşılığı almıştır:
- Söylediklerinden daha aşağı, fakat içinden
geçirdiklerinden daha üstünüm.
BAKIŞ FARKI!
Adamın biri, Muhammed Bin Vâsi'nin bacağındaki
yarayı görüp, "Sana acıyorum" dediğinde, ondan şu
cevabı almış:
- Ben, aynı yaranın gözümde çıkmadığına
şükrediyorum.
SUSTURUCU TEDAVİ
Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmed
Âkif'i küçük düşürmeye çalışıp:
- "Affedersiniz, demiş. Siz baytar mısınız?"
Mehmed Âkif, hiç istifini bozmadan şu cevabı
vermiş:
- Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
MÜJDE
Harun Reşid'in vezirlerinden biri, Behlül
Dânâ'ya latife yollu takılarak:
- "Müjde sana ey Behlül, Sultanımız seni,
domuzlarla maymunlara çoban tayin etti" dediğinde,
Behlül şu cevabı vermiş:
- Öyle ise kulaklarını aç da emirlerimi yerine
getirmeye hazırlan.
ZOR AMA GÜZEL
Cüneyd-i Bağdâdî'ye: "Sabır nedir?" diye
sorduklarında şu cevabı vermiş:
- Yüzünü ekşitmeden, acıyı yudumlamaktır.
YETMEZ Mİ?
Asr-ı saadetteki muhteşem hadiselerden
duygulanan bir genç:
- "Keşke Peygamberimiz'in (sav) devesi olsaydım"
deyince, Ali Suad atılmış:
- Ümmeti olman yetmiyor mu?
PEYGAMBER HÂNESİ
Hz. Mevlânâ, evlerinde yiyecek olarak hiçbir şey
kalmadığını söyleyen hanımına tekrar tekrar sormuş:
- Gerçekten hiçbir şey kalmadı mı?
- Evet, demiş eşi. Hiç yiyeceğimiz kalmadı.
O yoklukta tükenmez hazinelerin sahibini bulan
Mevlânâ, ellerini kaldırıp:
- Allah'ım sana hamd-ü senâlar olsun, diye
şükretmiş. Evim, Peygamber hanesine benzedi.
DERDİN DEVASIZI...
İbn-i Sinâ'ya:
- Dünyada devâsı olmayan bir dert var mıdır?
diye sorduklarında:
- Derdin devâsızı, iyinin kötüye muhtaç
olmasıdır, cevabını vermiş.
BİLMEK İÇİN ÖĞRENMEK
Tarih biyografisi ve monografi sahalarında
erişilmesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir
şahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemâl (İnal)'a
sormuşlar:
- "Sizdeki bilginin çok azına sahib olmalarına
rağmen sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun
sebebi nedir?"
Şöyle cevap vermiş:
- Ben bilmek için öğrendim, onlarsa bilinmek
için!
HERKES YANINDAKİNİ VERİR!
Kendisine hakaret edilen Hz. İsa'ya (a.s.):
- "Niçin karşılık vermediniz?" diye
sorduklarında:
- Herkes yanındakini verir, demiş. Onda olan,
benim yanımda yoktu.
KAZA ETMEK
Yolculardan biri, otobüs şoförünün yanına gider
ve namaz vakti geçmeden bir mola vermesini rica
eder.
Şoför sinirlenerek:
- Kaza edin efendim, der. Ne olur yani?
Adam, sakin sakin cevap verir:
- Ben kaza etmeden, ya sen kaza edersen?
RUHLAR NEREYE GİDER?
İbn-i Abbas hazretlerine "Ruhlar cesetlerinden
ayrılınca nereye giderler?" diye sorduklarında, o
yüce insandan şu cevabı almışlar:
- Yağı biten kandillerin ışığı nereye gidiyorsa,
oraya...
KADER
Kenân Rıfâi'ye sormuşlar:
- Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O
halde niçin çalışıyoruz?
Şu cevabı vermiş:
- Çalışmak da kaderin icabı olduğu için!
İFTİHAR
Şeyh Şâmil, çarlık idaresi tarafından yakalanıp
esir edildiğinde, Çar II. Aleksandır:
- Sizin gibi büyük bir insanı misafir etmekle
iftihar ederim deyince, Şeyh Şâmil'in cevabı şu
olmuş:
- Siz benim misafirim olsaydınız, ben daha çok
iftihar ederdim.
İNSAN ve TANSİYON
- "İnsan, kâinata hakim bir varlıktır"
diyen felsefe öğretmenine, öğrencilerden biri, şu cevabı
vermiş:
- Tansiyonuna bile hakim olamayan insan, kâinata
nasıl hakim olur?
KORKUYA GEREK YOK
Bir Rus generali, Şeyh Şâmil'in iştahını
abartarak "Beni yemenizden korkuyorum" deyince, Şeyh
Şâmil:
- Boşuna korkmayın efendi, demiş. Bizim
dinimizde domuz eti yemek haramdır.
TAKVA NE DEMEK?
Ebu Hureyre "takva"nın ne olduğunu soranlara:
- "Siz hiç dikenli yoldan geçtiniz mi?" dedi.
Onlar da "Evet geçtik" dediler.
Bunun üzerine: "O halde oradan geçerken ne
yaptınız?" diye sordu. Onlar:
- Dikenlerden sakındık, dediler.
- İşte takva da, günah ve hatalardan
sakınmaktır, cevabını verdi.
İNSANIN MAHARETİ
Bir sohbet sırasında, Ârif Nihat Asya'ya:
-Eğilir, bükülür, katlanır ve istenilen şekle
kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş, derler.
Ârif Nihat Asya, şöyle cevap verir:
- Desenize, eninde sonunda camı da kendimize
benzettik!
GÖNDERİLEN, GÖNDERENDEN HABERCİDİR
Dahi kumandan Halid Bin Velid Hazretlerinden,
Efendimizi (s.a.v.) anlatmasını istemişler.
- Bu hususta son derece acizim demiş.
Israr etmişler.
- Gönderilen, gönderenin şanına lâyık olur,
buyurmuş. Onu gönderen Allah (c.c.) olduğuna göre,
gerisini anlayın artık.
GÜNLÜK
Bir Hristiyan, Ahmed Vefik Paşa'ya:
- Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku)
yakmıyor sunuz? diye sorduğunda, ondan şu cevabı
almış:
- Bizimkiler abdestlidirler. Yellenmezler. Onun
için günlük yakmıyoruz.
HAKLI TENKİT
Eflâtun, bir grup arkadaşı arasında oturan
Sokrat'a:
- Geçen gün bir arkadaşını herkesin arasında
azarladın, diye çıkışmış. O sözleri başbaşa kaldığın
zaman söyleyemez miydin?
Sokrat, soruya soruyla karşılık vermiş:
- Beni böyle azarlamak için, başbaşa kalmamızı
bekleyemez miydin?
OLMADIĞI YERİ GÖSTERİN
Materyalist öğretmen, öğrencisine:
- Söyle bakalım, demiş. Allah nerede? Eğer
bilirsen portakal vereceğim.
Öğrencinin cevabı şu olmuş:
- Siz bana O'nun olmadığı yeri gösterin, ben
size bahçe dolusu portakal vereyim.
HANGİSİ İÇİN İYİ?
Zengin bir adam, İslâm büyüklerinden birine:
- "Bin altınım var, size versem ne dersiniz?"
diye sorduğunda, şu cevabı almış:
- Verirseniz sizin için iyi olur. Vermezseniz de
benim için.
HERŞEYE İYİ YÖNÜYLE BAKMAK
Hz. Lokman'a:
- "Edebi kimden öğrendin?" diye sormuşlar. Şu
cevabı vermiş:
- Edepsizlerden.
EŞSİZ CÖMERTLİK
Hz. Ebû Bekir'in cömertlikte de bir eşi yoktu. Bir
defasında cihad için yardım istendi... Bütün
sahabiler koşuştular. Kimi malının yarısını, kimi
dörtte birini getirmişti. Hz. Ebu Bekir'in getirdiği
ise, malının tamamıydı.
Resulûllah (a.s.v.) kendisine sordu:
- Ailene ne bıraktın?
Hz. Ebubekir, cevap verdi.
- Allah ve Resûlü'nün muhabbetini!..
KANAAT
Bir talebe, hikmet sahibi bir zât ile sohbet
ederken:
- Cennet'te küçük bir yerim olsa bana yeter
deyince, o zât şu cevabı verdi:
- Âhiret için ettiğin kanaati, keşke dünya için
de etseydin.
GÜZEL İNSANLAR
Sahabelerden biri, Hz. Ebûbekir'in yanına gelerek:
- Çok günahkarım, der. Benim için dua eder
misiniz?
Hz. Ebûbekir:
- Yâ Rabbi, der. Bir günahkar, bir diğerinden
dua istiyor. İkisini de affeyle.
BİLİNMEYEN LEVHALAR
İngiliz Büyükelçisi, eski Osmanlı evlerinin dış
duvarlarına asılan "Yâ Hafîz" (Muhafaza eden Allah
(c.c.) ) levhalarını görünce dayanamamış ve
Keçecizade Fuad Paşa'ya bunların ne olduğunu sormuş.
Fuad Paşa, İngilizin anlayacağı dille cevap
vermiş:
- O gördükleriniz, Osmanlı Sigorta Şirketinin
levhalarıdır.
ÇOK YÜZLÜLER
Mehmed Âkif, iki yüzlü insanlara çok kızardı. Bir
gün bir arkadaşına şöyle dedi:
- İki yüzlüleri artık sever hale geldim. Çünkü
yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.
UYKU KARDEŞLİĞİ
Mevlânâ Hazretleri, talebelerinden biriyle yürürken,
yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş
uyuduklarını görürler.
Yanındaki talebesi:
- Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke
insanlar da bunlardan ibret alsa.
Mevlânâ, tebessüm ederek karşılık verir.
- Aralarında bir kemik atıver de, gör
kardeşliklerini.
KALEMİN İŞİ ZOR
Ünlü gazeteci ve yazarlardan Velid Ebüzziya,
İstiklâl Mahkemesi'nde yargılanıp beraat ettikten
sonra, genç meslektaşlarına nasihat etmiş:
- Şu sıralarda sakın fincancı katırlarını
ürkütmeyin...
Yusuf Ziya Ortaç, başını sallayarak:
- Bu söylediğin imkansız üstadım, demiş. Zira
ortalıkta o kadar çok katır var ki!..
DÜNYANIN YÜZÜ
Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir
adam, halk şairi Seyrani'ye:
- Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye
şikayette bulununca, söz eri Seyrani:
- Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyada da
bakılacak surat kalmadı.
ATLIYA CEVAP
Efendimiz (s.a.v.) sahabelerine bir ikram
sırasında hizmette bulunurken, uzaklardan gelen bir
atlı yanlarına yaklaşarak,
- Bu kavmin efendisi kim? diye sordu O'nu
arıyorum.
Efendimiz (s.a.v.) bu soruya, gurur olur
endişesiyle "benim" diye cevap vermedi. Ve o anda
sahabelerine hizmet etmekte olduğundan, asırlar
boyunca yankılanan ve aynı zamanda atlı adama cevap
niteliği taşıyan şu sözlerle mukabele etti:
- Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir.
SAĞLAM İŞ
Mehmed Âkif, Berlin'den döndüğünde sormuşlar:
- Berlin'de ne var ne yok üstad!
Şöyle cevap vermiş:
- Gördüğüm kadarıyla işleri dinimiz gibi sağlam;
dinleri ise işlerimiz kadar çürük.
MUTLULUK
Tolstoy'a "nasıl mutlu oluyorsunuz?" diye
sorduklarında şu cevabı vermiş:
- Sahip olduğum şeylere sevinerek, sahip
olmadıklarımı ise hiç düşünmeyerek.
İMTİHANSIZ GEÇMEK YOK
Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
- Çocuklar demiş. Allah hepimizin cennete
gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya
göndermiş?
Çocuklardan biri, soruya karşılık vererek:
- Öğretmenim demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf
geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize
geçerli not vermeyip imtihan ediyor sunuz?
NE BAL VAR, NE DE PEKMEZ...
A. Geylanî Hazretlerinin üzerine hiç sinek konmazdı.
Onun bu haline vakıf olanlardan biri sordu.
- Üzerinize sinek konduğunu hiç görmüyoruz?
Sebebi nedir?
Şu cevabı verdi:
- Niçin konsun ki? Üzerimde ne dünyanın pekmezi
var, ne de ahiretin balı...
ALIŞVERİŞE GELDİK...
İbn-i Muhayrız isimli din alimi, elbise almak için
bir mağazaya girdiğinde, içerdekilerden birisi onu
tanıdı ve dükkan sahibine:
- Bu zât, İbn-i Muhayrız'dır, dedi.
İbn-i Muhayrız kendisine özel bir muamele
yapılmaması için hemen dışarı çıkarken:
- Biz paramızla birşeyler almaya geldik, dedi.
Dinimizle değil.
İHLASLI OLMAK
Yahya bin Muaz'a:
- Kul ne vakit ihlaslı sayılır? diye sormuşlar.
Cevaben şöyle buyurmuş:
- Kendisini öven insanla, tenkid eden insanı bir
gördüğü vakit...
SİZ DE ORTAKSINIZ
Süfyan-ı Sevrî, evinin kapısı önünde bir
dostuyla sohbet ederken, önlerinden son derece süslü
giyinmiş bir adam geçti. Dostu bu adama hayranlıkla
bakarken, Süfyan-ı Sevrî ona şöyle buyurdu:
- Eğer sizler gıpta ile bakmamış olsaydınız, bu
adam böyle süslenip israfa girmezdi. Hayranlığınızı
ifade eden tavrınızla bu adamın 'israf' günahına siz
de ortak oluyorsunuz.
REHBER BÖCEK
Ebü'l-Haccac Aksurî'ye:
- Maneviyatta rehberin kim? diye sorduklarında:
- Bir böcek, dedi.
Alay ediyor sandılar. İzah etti:
- Dışarıda gezerken, fener direğine çıkmak
isteyen küçük bir böcek gördüm. Kaygan olduğu için
yarı yoldan düşüyor, fakat hiç yılmıyordu. Yüzlerce
defa aynı hareketi tekrarladı. Onu o halde bırakıp
mescide gittim. Çıktığımda bir de ne göreyim, direği
tırmanmış, fenerin yanında duruyor. O hayvan
engellerden yılmama ve sebat etme konusunda rehberim
oldu.
BİR ÖKÜZ UĞRUNA
Oğlunun okuması için çiftliğindeki bütün inekleri
satan bir köylü, onun birşey öğrenemediğini görünce:
- Ne bahtsız adammışım, diye söylenmiş. Bir öküz
uğruna ne inekler feda ettim.
MALIN NEREDE?
Hasan el-Basrî, "Ben ölümden korkuyor ve onu
sevmiyorum" diyen birine şu cevabı vermiştir:
- Malını geride bıraktığın için ölümü
sevmiyorsun. Eğer malını ileriye (ahirete)
gönderseydin, peşinden gitmek isteyecektin.
|